Testosteron eksikliğinin vucütta yaptığı 12 bozukluk

Testosteron hormonlarının düşüklüğü erkekte ciddi ruh ve beden bozuklarına sebep olur. Aşağıda 12 tanesini sıraladım.

1-Cinsel istekte azalma (Libido), Gece ereksiyonlarında azalma, üretkenlik kaybı

2-Kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz), kemiklerde kırılma tehlikesi

3-Kas kütlesi ve kas gücünde azalma, kas ağrıları, eklemlerle ilgili şikâyetler, yağsız kas kütlesinde azalma, karın bölgesindeki yağların artması

4-Hassas, kuru cilt

5-Koltuk altı ve vücut kıllarında azalma, sakal uzamasında azalma

6-Alyuvarlarda azalma, kansızlık, yorgunluk

7-Sıcak basması, taşikardi, depresyon, zihinsel faaliyetlerde azalma, konsantrasyon zayıflığı, uyku bozuklukları

8-Testosteron eksikliği ile karın bölgesi kaynaklı aşırı kilo arasında karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır: Araştırmalara göre, karın bölgesi yağ hücreleri tarafından üretilen proinflamatuar maddeler testosteron seviyesinde azalmaya yol açmaktadır. Diğer taraftan, testosterondaki azalma, karın bölgesinde yağ oluşumuna sebep olmaktadır

9-Düşük testosteron düzeyleri kalp damar hastalıkları riskini artırır. Testosteron düzeyleri ile koroner arter hastalığının ciddiyeti arasında da negatif doğrusal ilişki olduğu bildirilmiştir.

10-Obezite seks hormonu bağlayıcı globülin (SHBG) düzeylerinde azalma yaparak testosteron seviyelerini düşürür. Morbid obezite aynı zamanda serbest testosteron seviyelerini de düşürür

11- Obez erkeklerin %20-64’ünde serum total ve serbest testosteron düzeylerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Viseral obezite(karın içi yağlanma) ile testosteron düzeyleri arasında diğer obezite tiplerinden çok daha fazla negatif doğrusal bir ilişki bulunmuştur

12- İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet de düşük plazma testosteron düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur ve testosteron replasmanından sonra insülin duyarlılığında bir iyileşme olduğu bildirilmiştir.

Doç.Dr.Fevzi Balkan

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

GÜNCEL BİLİMSEL ÇALIŞMALAR IŞIĞINDA SAĞLIKLI BESLENME İÇİN 20 ÖNERİ

2015 Amerikan Diyet Kılavuzu Önerileri :

1980 yılından beri her 5 yılda bir Amerikan Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından ortaklaşa bir diyet rehberi hazırlanmaktadır. Genel olarak Amerikan toplumunu, ihtiyaçları doğrultusunda sağlıklı beslenmeye yöneltmek üzere hazırlanan bu kılavuzlar, başta okullar olmak üzere kamu kurumlarında beslenme şemalarının sağlanması üzerine de etkili olmaktadır. Amerikan toplumunun en büyük sağlık sorunu olan aşırı kiloluluk, obezite ve kardiyovasküler (KV) hastalıklar ve tip II diyabet başta olmak üzere kronik hastalıklardan korumaya yönelik bir beslenmenin yerleştirilmesi amaçlanmıştır.

2015 amerikan diyet kılavuzu

Bu kılavuz yorumlanırken göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, beslenme önerilerinin hastalıkların tedavisine yönelik değil hastalıklardan korunma için hazırlanmış olduğudur. Konusunda deneyimli 14 bilim insanından oluşan Diyet Rehberi Öneri Komitesi (DRÖK) güncel bilimsel araştırmaları sentezleyip önerilerde bulunmuştur.

1-Davranışsal değişiklikler önemlidir ; Ekran önünde geçen zamanın azaltılması, dışarıda ve “fast-food” restoranlarda yeme alışkanlığının azaltılması, aile ile birlikte yenen yemeklerin sıklaştırılması, özellikle diyet ve vücut ağırlığının bireyler tarafından yakın takibi önemlidir.

2-Gıda etiketi uygulaması ve halkın bu yönde bilinçlendirilmesi sağlıklı gıdaya yönelimi artıracaktır.

3-Bazı besinlerin Amerikan toplumunda yetersiz tüketildiğini saptamıştır: Vitamin (vit) A, vit D, vit E, vit C, folik asit, kalsiyum, magnezyum, lifli besinler ve potasyum tüketimi artırılmalıdır.

4-Adölesanlarda ve premenapozal kadınlarda demir tüketiminin yetersiz olduğu vurgulanmıştır.

5-Sodyum (tuz) ve doymuş yağlar ise gereğinden fazla tüketilmektedir, tüketimi azaltılmalıdır.

6-Rafine tahıl (un vb.) ve eklenmiş şeker tüketiminin aşırıdır, azaltılmalıdır.

7-Alkolün sadece erişkinlerde orta düzeyde tüketilmesinin; sağlıklı diyetin bir parçası olabileceği belirtilmekle birlikte; bunun içkiye başlanması için teşvik edici algılanmamasının da özellikle üzerinde durulmuştur. Ayrıca, orta derecede alkolün kadınlarda meme kanseri gelişiminde orta düzeyde risk oluşturduğuna dikkat çekilmiştir

8-Deniz ürünlerinin orta dereceli tüketimi de sağlıklı beslenmenin önemli bir parçasıdır. Çiftlik üretimi deniz ürünlerinin, denizden tutulan deniz ürünleri ile benzer besleyici içeriği olup olmadığı tartışmalıdır.

9- Kahvenin orta dereceli tüketimi (günde 3-5 fincan veya 400 mg/gün’e kadar) uzun dönem sağlık riskini artırmamaktadır. Öte yandan kahve tüketimi, tip 2 diyabet ve KV hastalık riskinin azalması ile ilişkilidir. Şekersiz ve katıksız tüketilmelidir.

10-Çayın şekersiz olmak kaydı ile sağlıklı kişilerde orta miktarda tüketilmesi içeriklerindeki flavonoidlerden dolayı KV sağlık için olumlu etki sağlayabilir. Ancak, aşırı miktarlarda alındığında sempatik etki ile kalp hızı ve kan basıncında artışa yol açacağı unutulmamalıdır

11-Diyet Rehberi Öneri Komitesi ayrıca besinlere eklenen aspartamı da değerlendirmiştir. Amerikan toplumunda halen aspartam tüketim düzeyleri güvenli sınırda olarak yorumlanmıştır. Ancak, erkeklerde bu dozlarda hematopoetik kanser riskini artırdığından şüphelenilmektedir. Bu alanda araştırmalara gereksinim vardır .

12-Yeni diyet kılavuzunda en ses getiren değişiklik, kolesterolün ‘tüketimi endişe duyulan besin’ sınıfından çıkarılmasıdır. Bu gelişme, diyetle alınan kolesterol miktarı ile serum kolesterol düzeyi ve de KV olay gelişimi arasında bugüne dek anlamlı bir ilişki gösterilememesinden kaynaklanmaktadır

13-Raporda yer alan en önemli değişiklik ise; toplam yağ tüketiminin üst sınırının kaldırılmasıdır. Yani “az yağlı veya yağsız diyet” kavramına son verilmiştir . Az yağlı beslenme yerine doymuş yağı azaltılmış ama toplam yağ kısıtlaması yapılmamış bir ‘dengeli yağlı beslenmeyi’ önermektedir.

14-Hidrojenize olmayan bitkisel yağların (soya, mısır, zeytin ve kanola yağları), doymamış yağ içeriğinin fazla, doymuş yağ içeriğinin düşük olması nedeniyle hayvansal yağlara ve tropikal yağlara (palm, hindistancevizi vb) tercih edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Trans yağ içeren kısmi hidrojenize bitkisel yağlardan ise KV hastalık riskini artırmalarından dolayı kesinlikle kaçınılmalıdır .

15-Diğer besinlere eklenmiş şekerler ve rafine tahıl ürünleri (beyaz ekmek, pirinç, cips, kraker, pasta ürünleri) besinlerdeki kalorinin esas kaynağı olmaya devam etmektedir. Sağlıklı yağlar ve proteinlerin tüketimini artırmak ve rafine tahıl ve şeker eklenmiş besinlerin tüketimi azaltılmalıdır.

16-Yapay tatlandırıcıların iştahı artırdıkları da düşünülmektedir ve uzun dönem güvenilirliği de bilinmemektedir. Tip-II diyabet gelişimi ile ilgili çelişkili sonuçlar bildirilmiştir.[ Bu nedenlerle meşrubat ve şekerli diğer içeceklerin yerine düşük kalorili, sağlıklı ve ucuz içecek olarak suyun ön plana çıkarılmasını önermektedir .

17-Akdeniz tipi beslenmede olduğu gibi zeytin, kabuklu yemiş vb kaynaklı tekli doymamış yağların da KV sağlık açısından faydalı olduğu unutulmamalıdır

18-Toplam kalorinin %10’unundan azı doymuş yağlardan gelmelidir. Doymuş yağ kaynakları yerine doymamış yağlar tercih edilmelidir.

19-Genel popülasyonda (>2 yaş) sodyum tüketiminin üst sınırı 2300 g/gün’ü geçmemelidir. Bu değer, hipertansif veya prehipertansiflerde 1500 g/gün ile sınırlandırılmalıdır.

20-Tek tek besinlerden ziyade toplam (genel) beslenmeye ve toplumsal diyet modellerine odaklanın .

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Kaynaklar:

1-Turk Kardiyol Dern Ars 2015;43(8):667-672 doi: 10.5543/tkda.2015.80963 

2-Dietary Guidelines Advisory Committee; Scientific Report of the 2015 Dietary Guidelines Advisory Committee. 2015; 

 

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ İLE İLİŞKİLİ 50 HASTALIK

Küresel bir salgın halini alan D vitamin eksikliği tedavisi kolay vitamin eksikliklerinden biri olmasına ragmen yeterli bilinmemekte ve tedavi edilmemektedir.

d vitamini 50 hastalık

D vitamin düzeyinin sağlıklı bireylerde en az 30 ng/dl üzerinde olması gerekiyor. D vitamin eksikliği ile ilişkili 50 hastalık aşagıda sıralanmıştır.

1-insülin direnci

2-Metabolik sendrom

3-Hipertansiyon

4-Tip1 ve tip2 diyabet

5-Obezite

6-Depresyon

7-Şizofreni

8-Hipoglisemi

9-Gut

10-Kr artritler

11-Sistemik lupus eritematozis

12-Astım

13-KOAH, kronik bronşit

14-Verem(tüberküloz)

15-Allerjik hastalıkların birçoğu

16-Psoriazis

17-Skleroderma

18-Multiple skleroz

19-Amyotrofik lateral skleroz

20-Kışın artan nezle ve gripler

21-Akneler

22-Polikistik over sendromu

23-Kanserler (lösemi,kolon,pankreas,prostat ve meme kanseri)

24-Mantarlar

25-Kas ağrıları, kramplar

26-Çölyak hastalığı

27-Böbrek hastalıklarının birçoğu

28-Kalp yetersizliği

29-Kronik yorgunluk

30-Saç dökülmesi

31-Kilo verememe

32-İnme geçirme

33-Ateroskleroz

34-Kemik erimesi

35-Erken doğum ve düşükler

36-Hashimoto hastalığı

37-Otizm

38-Vertigo

40-Migren

41-Terleme bozuklukları

42-Parkinson

43-Besin allerjileri

44-Ülseratif kolit ve crohn hastalığı

45-Spastik kolon

46-Obsesif kompulsif hastalık

47-Çocuklarda gelişim ve öğrenme bozuklukları

48-Parkinson

49-İyileşmeyen yaralar

50-Otoimmün hastalıklar

D vitamini desteği almayı unutmayın.

DOÇ.DR.FEVZİ BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI UZMANI

 

TİROİD HASTALIĞI İÇİN 9 RİSK FAKTÖRÜ

 

Tiroid hastalıkları toplumun büyük kısmını etkileyen önemli hastalıkların başında gelir. Bazı risk faktörleri tiroid hastalığı oluşumunu kolaylaştırabilir.  Tiroid hastalığı için risk oluşturan 9 faktörü  özetledim.

hashimoto-tiroiditi

1-Ailede veya kendisinde tiroid hastalığı anamnezi (hipertiroidi veya hipotiroidi, postpartum tiroidit)

2-Daha önce tiroid ameliyatı geçirmiş olmak

3-Tip 1 DM veya diğer otoimmün hastalıkların mevcudiyeti

4-Tiroid hastalığı düşündüren klinik bulguların mevcudiyeti, guvatr

5-Daha önceden tiroid otoantikorlarının varlığı

6-Anemi, kolesterol yüksekliği, hiponatremi

7-Baş boyun radyoterapisi almış kadınlar

8-İnfertilite tedavisi görmüş olanlar

9-Daha önce düşük veya ölü doğum hikayesi olanlar

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Not: Bu makalenin hazırlanmasında Prof.Dr.Metin Özatanın Tiroid Hastalıkları kitabından faydalanılmıştır.

TİROİD ANTİKORLARI NEDİR? NE İŞE YARAR?

Tiroid otoantikor (Anti-TPO, Anti-TG,TSH-Resptör Ab) ölçümü otoimmün(bağışıklık sisteminin tiroid hasarı oluşturması) tiroid hastalıkların tanısı durumunda sık kullanılan tetkiklerdir. Bunlar tedavi seçim ve süresi hakkında doktora değerli bilgiler verir.

TİROİD ANTİKOR YÜKSEKLİĞİ

Peki hangi tiroid hastalığı  durumlarda antikor ölçümü gerekir ? 

1-Otoimmün Tiroid hastalığının (hashimoto ve graves hastalığı) tanısı için

2-Otoimmün Tiroid hastalığının risk durumunu anlamak için (Postpartum Tiroiditi öngürmede-gebelikte antikor yüksekse doğum sonrası lohusalık tiroiditi ihtimali artar )

3-İnterferon-alfa,IL-2,Amiodaron,Lityum tedavisi alanlarda

4-Down SendromluHastalarda

5-Gebelikte ve Postpartum tiroiditli hastalarda

6-İnvitro Fertilizasyonun(tüp bebek tedavisi) başarısız olduğu durumlar ve düşük yapan kadınlarda

TİROİD ANTİKOR ÖLÇÜMÜ KLİNİK OLARAK 3 YÖNLÜ FAYDA SAĞLAR

1-Otoimmün Tiroid hastalığı tanısında (Hashimato)

2-İlaç kullanan hastalarda tiroid disfonksiyonu olup olmayacağını tahmin etmede

3-Gebelerde komplikasyonlarının tahmininde

Antikor yüksekliği tiroid hormon dengesizliği olmadan tedavi edilmesi gerekli bir durum değildir. Bağışıklığı güçlü tutan yiyeceklerle beslenme, selenyum takviyesi, d vitamini, omega3, iyotsuz tuz tüketimi antikor titresinin düşmesine yardımcı olabilir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı 

Bu makalenin hazırlanmasında Prof.Dr.Metin Özatanın Tiroid Hastalıkları kitabından faydalanılmıştır.

Selenyum ve tiroid hastalıkları ilişkisi

SELENYUM

Selenyum adı, eski Yunanda ay tanrıçası Selene’ den gelmektedir. 1800’ lerin başında modern kimyanın kurucularından olarak nitelendirilen İsveçli Jöns Jakob Berzelius tarafından ilk kez keşfedilmiştir. Selenyum; havada ve suda erimiş olarak, ayrıca toprak ve kayalarda katı halde bulunur. Böylece buralardan bitkilere, mantarlara, bakterilere ve insanlara geçer, sonra tekrar doğaya döner.  Kandaki Se konsantrasyonu 60-100μg/l dır.

selenyum

Selenyum hangi besinlerde bulunur? 

Bir dilim tam buğday ekmeğinde 10 mikrogram selenyum vardır. Ceviz, et, sakatatlar, balık ve kabuklu deniz ürünleri, kepekli unlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler ve yumurta gibi besinlerde bol miktarda selenyum vardır.

Keshan hastalığı-Selenyum eksikliği

Selenyumun, insan beslenmesi için gerekli olduğu, düşük selenyum konsantrasyonuyla Keshan hastalığı arasındaki ilişkiyi keşfedinceye kadar bilinmiyordu. Yaygın olarak Çin’de görülen bu juvenil kardiyomyopati pek çok çocuğun ölümüne sebep olmuş ve haftada 0,5-1 mg Se uygulanmasıyla tamamen tedavi edilmiştir.

Selenyum ile ilişkili hastalıklar:

İnsanlarda görülen ve selenyum ile ilişkili daha pek çok hastalık mevcuttur. Bunlar arasında artrit, katarakt, kistik fibrozis, kas distrofisi, fenilketonüri, Down sendromu, bronkopulmoner displazi, hemolitik anemi, multiple skleroz, gece körlüğü, defektif immün cevap, malarya, Kwashiorkor ve yenidoğanda ani ölüm sendromu sayılabilir. Selenyum sıçanlarda E vitamini eksikliğinde görülen karaciğer nekrozunu da önlemektedir. Selenyum bazı metabolik hastalıkların ve kanser türlerinin önlenmesinde rol oynayan antioksidan özellikteki glutatyon peroksidaz enziminin yapısında bulunur. Selenyum biyolojik önemi bu enzimin bir kofaktörü olmasından kaynaklanmaktadır. Her alt ünitesinde selenosistein şeklinde bir adet Selenyum atomu içeren gultatyon peroksidaz , hücre içinde hidrojen peroksitin (H2O2) suya indirgenmesinde rol oynamaktadır. Selenyum , E vitamini ile etkileşerek lipit metabolizması sonucu, oluşan peroksitlerin neden olduğu oksidatif hasarlardan hücre membranını korumaktadır. Düşük Selenyum alımı ile kalp damar hastalığı riskinin artması arasındaki bağlantı üzerine kanıtlar zayıftır. Selenyumun bazı kanser tiplerine karşı koruyucu olabileceği,erkek fertilitesini artırdığı, kardiyovasküler mortalitede azalma sağladığı ve astımda inflamatuar mediatörlerin yapımını baskıladığı gösterilmiştir.

SELENYUM VE TİROİD

Dokularda, hücre içerisinde ve dolaşımda, biyolojik aktif T3’ lerin birçoğu selenyum bağımlı iodotironin deiyodinaz enzimi tarafından katalize edilmiş bir reaksiyon içinde T4’ den meydana getirilir. İlk kez 1987’de Goyens ve ark. tarafından Afrika’nın endemik guatr bölgesinde kreten çocuklarda serum selenyum ve glutatyon peroksidaz düzeylerinin düşük olduğu saptanarak bu çocuklarda toksik oksijen hasarının ve selenyum eksikliğinin tiroid bezi destrüksiyonuna yol açabileceği belirtilmiştir. Selenyum antiinflamatuvar etkisi yanında antioksidan özellikteki glutatyon peroksizdaz ve tiyoreduksin reduktaz enzimlerinin yapısındada bulunur. Türkiye’de yapılan bir çalışmada okul çağı çocuklarında iyot ve selneyum eksikliği olduğu ve bunların tiroid hormon düzeylerini olumsuz etkilediği gösterilmiştir. İyot eksikliği bölgelerinde iyot eksikliği giderilmeden selenyum verilmemelidir. Yurtdışında yapılan bir çalışmada . 3 ay boyunca günde 200 mcg selenyum alımı ile serum Anti-TPO düzeyinde Selenyum grubunda %36, plasebo grubunda %12 düşüş saptanmıştır. Selenyum antikor yüksekliği olan otoimmün tiroid hastalıklarında ek tedavi olarak kullanılabilir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı 

ALFA LİPOİK ASİT;MUCİZE ANTİOKSİDAN

Mucize bir antioksidan olarak tanımlanan lipoik asit diyabetik nöropati tedavisinde,fizik tedavi kliniklerinde, kozmetik ve antiaging olarak kullanım alanları vardır.

ALA-ALFA LİPOİK ASİT

Lipoik Asit (LA), diğer ismiyle thioctic asit 1980’lerin sonlarında keşfedilen güçlü bir antioksidandır . İlk tanımlandığı dönemlerde vitamin olarak nitelendirilmiştir. Ispanak, brokoli, domates gibi bitkisel besinler ile karaciğer, böbrek, kalp gibi hayvansal besinlerde bulunmaktadır. .Klinikte lipoik asit güçlü antioksidan etkinliği nedeniyle pankreastaki langerhans adacık hücrelerini reaktif oksijen hasarına karşı korumaktadır. Alfa lipoik asit  vücutta iki şekilde fonksiyon yaptığı düşünülmektedir. Bunlardan ilki, metabolik süreçlerde koenzim olarak görev alması; ikincisi ise beslenme desteği olarak kullanıldığında ulaşılan dozlarda antioksidan özellikler göstermesidir Alfa lipoik asit antioksidan potansiyeline bakıldığında; serbest radikalleri temizleme özelliği, diğer antioksidanlarla etkileşimi, ağır metalleri bağlayıp atma yeteneği,  gen çoğalması üzerine  etkileri, ve  oksidatif hasarı onarma yeteneği gibi kriterlerin hepsine uygunluğu görülmektedir. Alfa lipoik asit antioksidan özelliği ile 20-100 mg/kg olarak günlük kullanıma girmiştir . Genel sağlık, yaşlanma etkilerini yavaşlatmak ve optimal antioksidan etkiler için günlük 100-200 mg doz önerilmektedir. Diyabet, hepatit, ağır metal zehirlenmeleri gibi klinik durumlarda günlük 300-1200 mg kullanılmaktadır .

LİPOİK ASİTİN DİĞER ANTİOKSİDANLARDAN FARKI

1-Hızla absorbe edilerek birçok dokuya dağılabilir.

2-Kanbeyin bariyerini geçebilir.

3-Redükte ve okside formlarının antioksidan etkiye sahip olması, hem sıvı, hem de lipid fazda çözünmesi,

4-Glutatyon düzeylerini artırması,

5-Diğer antioksidanlarla etkileşir

6- Serbest metal iyonlarıyla şelat yapması,

7- Serbest radikalleri nötralize etmesi gibi özellikleri nedeniyle evrensel antioksidan olarak bilinir.

Yüksek dozlarda ciddi yan etkiler gözlenmemiştir. Yan etkileri çoğunlukla deri reaksiyonlarını ve bulantı, kusma gibi  etkileri içerir. Bu yan etkiler çoğunlukla damar yoluyla her gün 1200 mg veya daha yüksek dozda alanların küçük bir yüzdesinde gözlenmiştir. Bilimsel araştırmalar ve klinik kullanımlarda 30 yılı aşkın bir zaman boyunca lipoik asit kullanılmasıyla ilgili ciddi yan etkiler bildirilmemiştir ama çalışmalar devam etmektedir.

DOÇ.DR.FEVZİ BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI UZMANI

Kaynak:

1-Tetikcok R, Ozcetin M, Celtek NY, Oktay G, Unlu U, Sengul M. [Lipoic Acid]. J Contemp Med. 2015; 5(3): 206-209.

 

C-PEPTİD DÜZEYİ NEYİ GÖSTERİR ?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde tek bir polipeptid zinciri halinde ve proinsülin olarak sentezlenir. Proinsülin, 21 aminoasid AA’den oluşan A zinciri, 30 AA- ’den oluşan B zinciri ve bu iki zinciri birbirine bağlayan 31 AA’den oluflan C-peptid adı verilen 3 polipeptid zincirinden oluşur. C peptid Pankreas B-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Yarı ömrü insülinden uzundur (20-30 dk).  c peptid insüline eşit oranda üretilir.

cpeptid

Beta-hücre fonksiyonunu göstermede insüline üstündür. İnsülin kullanan hastalarda insülinin ölçümü etkilenir.  İnsülin %50’si karaciğerde ilk geçiş metabolizmasına uğrar.  İnsülinin periferal klirensi değişken olduğundan c peptid ölçümü daha anlamlıdır.  Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur. LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 diyabet olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir. Ancak aşırı hiperglisemi durumunda glukoz toksisitesinin pankreas B-hücrelerine etkisi nedeniyle C-peptid düzeyi gerçek endojen insülin rezervini yansıtmayabilir. C-peptid değerlendirmesi renal yetmezlikte dikkatli yapılmalıdır.  C-peptidin neredeyse yarısı böbrekte klirense uğrar ,  %5 idrarda direk atılım vardır.  Kronik böbrek hastalığında yalancı yükseklik olabilir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

 

NOT:Bu makalenin hazırlanmasında Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneğinin çalışma kılavuzlarından faydalanılmıştır.Daha Ayrıntılı bilgi için http://www.turkendokrin.org/icerik.php?id=19&m=menu17 faydalanılabilir.

Hashimoto hastalığı; Bağışıklık sisteminin tiroid ile savaşı

 hashimoto-tiroiditi

Tiroid bezi, kelebek şeklinde, boynumuzun ön tarafında soluk borusunun üzerinde bulunan bir salgı bezidir. T3 ve T4 dediğimiz, metabolizmanın çalışması için gerekli olan hayati öneme sahip hormonları salgılıyor. Bu hormonların miktarları azaldığında hipotiroidi, arttığında ise hipertiroidi meydana geliyor. Tiroit bezinin salgıladığı hormonlar azaldığında metabolizma yavaşlıyor, yorgunluk, kilo alma, saç dökülmesi, adet düzensizliği, kabızlık ve depresyon gibi  etkiler gözleniyor.

hashimoto-hastalığı

Hashimoto hastalığı tiroid bezinin az çalışmasının en sık görülen sebebidir.
Hashimoto; tiroit bezinin bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan antikorlar tarafından saldırıya uğraması ve bu savaşı yavaş yavaş kaybetmesi şeklinde özetlenebilir. Teşhis basit bir kan testi ve tiroid ultrasonografisi ile konulabiliyor. Bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğu için kişinin, aynı tip bir başka hastalığa yakalanma olasılığı da yükseliyor. Her Hashimoto hastası hipotiroidi olmak zorunda değildir. Hastalık yavaş seyrettiği için zamanla kişide tiroit hormonu yetersizliği ve buna bağlı bulgular da gelişebiliyor. Sıklığı toplumda %2 oranında görülüyor, kadınlarda erkeklere göre 15 kat daha sık görülüyor.

Hashimoto hastalığında, tiroit hormon düzeylerinde bir azalma var ise eksikliği giderecek hormon ilacının sabah aç karnına, düzenli bir şekilde alınması gerekiyor. Tedaviye başlandıktan 2-3 ay sonra kan testi ile ilacın dozu ayarlanıyor. Hamileler de tedavi asla yarım bırakılmamalıdır. Gebelikte ilaç dozunu yüzde 30 ila 50 oranında artırmak gerekebilir. Takiplerde TSH hormon düzeyinin 2-3 arasında olması gerekiyor. Hastaların iyotlu tuz kullanmaması tiroid hasarının artmaması için önemlidir. Ömür boyu süren bir hastalık  olan hasmito hastalığında ömür boyu takipte olmalarında fayda vardır.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ-METABOLİZMA-TİROİD HASTALIKLARI UZMANI

Seker hastalarinin egzersiz hakkinda bilmesi gereken 6 şey

Diyabet hastalarının diyetle beraber dikkat edecekleri en önemli şeylerden biri düzenli egzersiz yapmaktır. Aşırı yoğun egzersiz bazen istemediğimiz sonuçalara  yol açabilir. Aşağıda özetlemeye çalıştım ;

diyabet-egzersiz
1-Yoğun egzersiz göz içi kanama riskini artırır
2-Sarsıcı baş hareketleri göz içinde yırtıklara sebep olabilir.
3-Vurma tarzı egzersizler diyabetik sinir tutulumu olanlarda yaralanmalara sebep olabilir.
4-Otonom sinir sisteminde etkilenme tansiyon düşüklüğü yapabilir
5-Şekere bağlı böbrek hastalığı olanlarda protein kaçağını artırır.
6-Ani şeker düşmeler olabilir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı