ŞEKER HASTALARININ EGZERSİZ YAPMAMASI GEREKEN 6 DURUM

ŞEKER HASTALARININ haftada beş gün , orta yoğunlukta egzersiz yapmaları sağlanmalıdır. Fakat bazı durumlarda  egzersiz yapılması sakıncalı olabilir.

EGZERSİZ ZARARLARI

1- Kan glukoz düzeylerinin ayarsız olması(ani düşme ve yükselmeler)
2- İlerlemiş duyusal ve otonom nöropati(sinirsel harabiyet)
3- Kardiyovaskülerhastalık, aritmi (ritim düzensizliği)
4- Proliferatif retinopati (gözdibinde yeni damar oluşumu)
5- Hipoglisemiden habersizlik (şekerin düştüğünden habersiz olma
6- Ketozis, ketoasidoz (şeker koması)

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

DİYABET HASTALARI NASIL EGZERSİZ YAPMALI? DİKKAT EDİLECEK 7 HUSUS

egzersiz

1-Erişkin diyabetlilerin, haftada beş gün (en azından üç gün veya haftada toplam150 dakika olacak şekilde), orta yoğunlukta(maksimal kalp hızının %60-75’i, yaşlılarda %50-70’i kadar) egzersiz yapmaları sağlanmalıdır.

2-Egzersiz, gündetoplam 30-45 dakika sürmeli ve 48 saatten fazla ara verilmemelidir.

3-Egzersiz programına hafif şiddette, 5-10 dakikalık ısınma hareketleri ile başlanmalı,orta şiddete yavaş yavaş ilerlenmeli, 20-30 dakika kadar uygun tempoda sürdürülmeli ve nn 10-15 dk’lık soğuma egzersizleri ile bitirilmelidir.

4-Diyabetli ve prediyabetli bireyler, gün içinde 90 dakikadan
fazla hareketsiz oturmamalı, gereğinde ara verip fiziksel
aktivite yapmalıdır.

5-Egzersiz programı sırasında diyabetli bireylerde aşağıdaki
önlemler alınmalıdır; Güvenli kan glukoz düzeyleri sağlanmalıdır.

6- Egzersiz sırasında yeterli ve uygun sıvı alımı sağlanmalı, İyi bir ayak bakımı sağlanmalı,  Uygun bir spor ayakkabısı seçilmelidir.

7- Aşırı yorgunluk veya baş dönmesi, göğüste sıkışma nefes darlığı  varsa egzersiz hemen bırakılmalıdır.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

 

 

TİROİD HASTALIĞINDAN ŞÜPHELENDİREN 22 ŞİKAYET

 TİROİD ŞİKAYET
1-ÇOK HALSİZİM AYAĞA KALKACAK TAKATİM YOK

2-UYKUDAN YORGUN UYANIYORUM

3-DİYET YAPTIĞIM HALDE KİLO VEREMİYORUM

4-TUTAM TUTAM SAÇLARIM DÖKÜLÜYOR

5-GÖZLERİM ÇOK SULANIYOR, SANKİ YUVASINDAN ÇIKACAK GİBİ HİSSEDİYORUM

6-KALBİME BİŞEYLER OLUYOR , BAZEN ÇOK ÇARPIYOR BAZEN DURACAKMIŞ GİBİ

7-VÜCUDUM SU TOPLADI, AĞIRLAŞTIM SANKİ

8-YUTKUNURKEN ZORLUK ÇEKİYORUM,

9-SESİM KISILDI, SESİM KABALAŞTI

10-ADETLERİM DÜZENSİZ

11-ELLERİM TİTRİYOR KONTROL EDEMİYORUM

12-CİLDİM KABALAŞTI SANKİ

13-KASLARIM VE KEMİKLERİM AĞIRIYOR

14-TUVALETE ZOR ÇIKIYORUM

15-KARNIM ŞİŞ 

16-VÜCÜDUMUN HARARETİ ARTIYOR

17-ÇOK BUNALIYORUM

18-CİNSEL İSTEKSİZLİK

19-HAFIZA ZAYIFLIĞI

20-KONSANTRASYON BOZUKLUĞU

21-HORLAMA

22-ÜŞÜME HİSSİ

 

DOÇ.DR.FEVZİ BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI UZMANI

OBEZİTEYE NEDEN OLAN 15 FAKTÖR

obezİTE-ÇOCUK

Obeziteye neden olan faktörler şu şekilde sıralanabilir:

1-      Yaş

2-       Cinsiyet

3-       Eğitim düzeyi

4-       Medeni durum

5-       Doğum sayısı ve doğumlar arası süre

6-      Sosyo – kültürel etmenler

7-      Gelir durumu

8-       Hormonal ve metabolik etmenler

9-       Genetik etmenler

10-   Psikolojik problemler

11-  Yetersiz fiziksel aktivite

12-  Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları

13-   Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama

14-   Sigara- alkol kullanma durumu

15-  Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.)

Şeker Hastalarında Tiazolidindion ne zaman kullanılır? Yan etkileri nelerdir ?

TİAZOLİDİNDİONLARIN YAN ETKİLERİ

-Ödem

-Anemi

– Konjestif kalp yetersizliği (Özellikle yoğun insülin tedavisi ile birlikte kullanıldığında)

– Sıvı retansiyonu

– Kilo artışı

– LDL-kolesterol artışı (rosiglitazonda daha fazla)

– Transaminazlarda yükselme

– KV olay (fatal ve nonfatal Mİ) riskinde artış yönünden bu grup ilaçlar halen sorgulanmaktadır

– Graves oftalmopatisi olan hastalarda TZD grubu ilaçlar oftalmopatiyi alevlendirebilir.

– Postmenopozal kadınlarda ve ileri yaştaki erkeklerde  kırık riskinde  artışa yol açtıkları

bildirilmiştir.

– Yakın zamanda sonuçları açıklanan iki ) çalışma, pioglitazonu özellikle uzun süre ve yüksek dozda kullanan erkeklerde mesane kanseri riskinde minimal bir artış olduğunu ortaya koymuştur.

TİAZOLİDİNDİONLARIN  Kontrendikasyonlar

-Alanin amino transferaz yüksekliği  (ALT >2.5 X normal üst sınır) olan vakalar

– New York Kalp Cemiyeti’nin kriterlerine göre sınıf I-IV’te olan konjestif kalp yetersizliği vakaları

– Kronik ağır böbrek yetersizliği

– Gebelik

– Tip 1 diyabetliler

– Maküla ödemi riski bulunan kişiler

– Adolesan ve çocuklar

KEMİK ERİMESİ NASIL TEDAVİ EDİLİR? 10 ÖNERİ

 

OSTEOPOROZ TEDAVİ 10 ÖNERİ

1-Kemik kütlesinin korunmasında EGZERSİZ etkili olduğundan osteoporozlu kadınların düzenli olarak haftada 3 kez en az 30 dk. kadar ağırlık taşıyıcı  egzersiz yapmaları önerilir.Ağırlık taşıyıcı egzersizlerin tümü bu açıdan etkin kabul edilir. 2-Yerçekime karşı yapılan egzersizler ağırlık taşıyıcı egzersiz olarak tanımlanır. Hekimler tarafından kontrendikasyon belirtilmediği sürece koşu, merdiven çıkma, dans, tenis, ağırlık kaldırma vb  postmenapozal kadınlara egzersiz olarak önerilebilir.

3-Yerçekimine karşı yapılmadığından yüzmenin kemikler üzerine olumlu etkisi yoktur.

4-Sigara içimi kemik kaybını hızlandırıcı bir etki gösterir. Aynı zamanda postmenopozal kadınlarda östrojen tedavisinin yararlı etkilerini ortadan kaldırır.  Bu, kısmen östrojen metabolizmasının hızlanması yoluyla, serum östrojen düzeylerinin azalması nedeniyle oluşur sigaranın kesilmesi elzemdir.

5-Günlük alkol alımının günde 3 birim veya daha fazla olması kemik sağlığını olumsuz etkilemekte düşme riski artırmaktadır. Kadınlarda günlük alkol alımının 20 gr/gün altında olması ayrıca önerilmektedir.

6-Düşme için majör risk  faktörleri: Banyoda tutunma aparatlarının olmaması, halılar,basamaklar, uygunsuz terlik, yaş, cinsiyete, ajitasyon, aritmi, dehidratasyon,depresyon, kadın olmak, mobilitenin az olması, kötü beslenme, ilaçlar, görme bozukluğu, önceki düşmeler,mental kapasitenin azalması, inkontinans, vitamin D eksikliği, kifoz, denge bozukluğu, düşmeden korkma ve kas güçsüzlüğüdür.Yukarıdaki risk faktörlerinin ortadan kaldırılması düşme riskinin azaltılması için önemlidir.

7-Vitamin D düzeyinin optimal sınırlarda tutulması, görmenin ve işitmenin düzeltilmesi nörolojik problemlerin değerlendirilmesi, yaşam ortamının güvenli hale getirilmesi,yürümeye yardımcı aletlerin, kalça koruyucularının kullanılması düşme riskini azaltır.

8-Önerilen günlük elemental kalsiyum alımı 1200 mg’dır. Günde  1200-1500 mg’dan fazla kalsiyum alımının yararı açık değildir. Böbrek taşı, nefrokalsinosis, kardiyovasküler hastalık riskini arttırabileceğine dair veriler mevcuttur.

9-Günlük kalsiyum ihtiyacı beslenme ile sağlanmaya çalışılmalıdır. Batılı tarz beslenmede ortalama günlük  kalsiyum alımı 600-700 mg düzeyindedir. Basitçe günlük kalsiyum alımı aşağıdaki hesaplama ile öngörülüp günlük alım 1200 mg’ın altında kalıyorsa replase edilmelidir.

10-Beslenme ile D vitamin alımı yetersizdir. Postmenapozal kadınlarda günde 1500-2000 IU D vitamini alımı gereklidir.Serum 25(OH)D düzeylerini 30 ng/ml üzerinde olması hedeflenmelidir. Serum 25(OH)D düzeyi ≤ 20 ng/ml olanlarda D vitamini yüklemesi (50000 IU/hafta, 8 hafta süre ile toplam 400 000 IU olacak şekilde) yapılması ardından 1500-2000 IU/gün D vitamini ile takviye edilmelidir. D vitamini düzeyi >20 ng/ml üzerindeki tüm postmenapozal kadınlara 1500/2000 IU /gün Vitamin D  verilmelidir

NOT:Bu makalenin hazırlanmasında Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneğinin çalışma kılavuzlarından faydalanılmıştır.Daha Ayrıntılı bilgi için http://www.turkendokrin.org/icerik.php?id=19&m=menu17 faydalanılabilir.

PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ; 16 ÖNEMLİ NOKTA

PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ

Prolaktin hormonunun (PRL) normalden daha yüksek miktarda salınımı olarak adlandırılan hiperprolaktinemi endokrinolojik tetkikler sırasında en sık rastlanılan patolojik durumdur.

1-Erkekte normal PRL değeri 20 ng/ml’nin, kadında ise gebelik ve emzirme dışında 25 ng/ml’nin altındadır.

2-Emziren kadınlarda son emzirme saati ile kan alınması arasında en az 4 saat olmalıdır. 3-Hiperprolaktinemi, sekonder amenore veya oligomenore ile başvurmuş hastaların % 15-20’sinde, galaktore ve infertiliteli hastaların % 30’unda ve amenore-galaktoreli hastaların % 75’inde tespit edilir.

4-Erkeklerde en sık rastlanan yakınma libido azalması ve/veya erektil disfonksiyondur, jinekomasti ve galaktoreye nadiren rastlanmaktadır.

5-Hiperprolaktineminin nedenleri arasında ilk üç sırada ilaçlar (özellikle antipsikotikler, antideprasanlar ve trankilizanlar), primer hipotiroidi ve prolaktinoma yer almaktadır

6-Hiperprolaktinemi ayırıcı tanısına her iki cinste ilaç kullanımı ve kadınlarda gebelik dışlanarak başlanmalıdır. Ardından tiroid, karaciğer ve böbrek fonksiyonları değerlendirilmelidir.

7-Hiperprolaktinemide stres faktörünü ortadan kaldırmak için hastaya kanül takılarak, yarım saat arayla 3 defa kan alınması ve ortalama PRL değerinin hesaplanması daha doğru olacaktır.

8-Growth hormon sekrete eden tümörü olan hastaların %50 sinde prolaktinde yüksek olduğundan hiperprolaktinemili hastalarda akromegeli olup olmadığı da taranmalıdır.  9-Hiperprolaktineminin klasik semptomları olmayan bir hastada hipofiz adenomu olsun veya olmasın makroprolaktinemi de akla gelmelidir.

10-Hiperprolaktinemilerin % 8-34’ünü makroprolaktin oluşturur ve genellikle klinik semptom ve bulguya neden olmaz.

11-Hiperprolaktinemisi (25-150 ng/ml) bulunduğu halde klinik semptom ve bulgusu olmayan kişilerde gereksiz girişimlerden önce mutlaka makroprolaktinemi araştırılmalıdır. Makroprolaktin likid kromotografi veya polietilenglikol (PEG) ile çöktürme ile aranabilir. PRL seviyelerine göre olası sebepler hakkında fikir yürütülebilinir

12-Tümör boyutu ve PRL  seviyeleri iyi korelasyon gösterir ve bir makroadenomda PRL seviyeleri genellikle 200 ng/ml ve üzeridir.250 ng/ml üzerinde prolaktin seviyesi genellikle prolaktinoma varlığını göstersede özellikle risperidon ve metoklopromid kullananlarda adenom olmasa da prolaktin 200 üzerine çıkabilir.

13-Eğer hipofiz MR’da tespit edilen makroadenom ile PRL seviyeleri arasında korelasyon yok ise adenom nonfonksiyonel bir adenom olabilir ve bu durumda PRL yüksekliği sap basısına bağlanır.Bir diğer olasılık ise “hook effect -kanca etki” dir. Laboratuvar yöntemiyle ilgili olan bu sorunda PRL seviyeleri yalancı olarak düşük çıkmaktadır. Bu durumda serumun 1:100 oranında sulandırılarak yeniden çalışılması uygun olur.

14-İlaçlara bağlı hiperprolaktinemilerde ise değer 25-100 ng/ml gibi geniş bir aralıkta bulunabilir. İlaca bağlı hiperprolaktinemili hastaların bazıları asemptomatik kalsa da bazı kadınlarda galaktore ve amenore, erkeklerde de düşük libido ve erektil disfonksiyon olabilir.

15-Antipisikotik ilaca bağlı hiperprolaktinemili hastalarda kemik kaybı riskinin arttığı da bildirilmişdir. Antipisikotiklere bağlı hiperprolaktinemisi olanların dopamin agonistleri ile tedavi edilip edilmemesi tartışmalıdır. Yapılan çalışmalarda % 75 hasta da prolaktin düzeyin düzelttiği ancak bazı hastalarda altta yapatan psikotik hastalığı alevlendirdiği bildirilmiştir.

16-İlaçlara bağlı PRL yüksekliği düşünülüyorsa, ilacı başlayan hekime de danışarak, ilacı 72 saat kesip tekrar PRL seviyelerine bakmak yeterli olur. 


NOT:Bu makalenin hazırlanmasında Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneğinin çalışma kılavuzlarından faydalanılmıştır.Daha Ayrıntılı bilgi için http://www.turkendokrin.org/icerik.php?id=19&m=menu17 faydalanılabilir.

PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ NASIL TEDAVİ EDİLİR? 20 PÜF NOKTA

PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ TEDAVİ

1-Mikroprolaktinomada semptom yok ise tedavi şart değildir ancak izlenirler, semptomatik olduklarında tedavi verilir.

2-Makroadenomlar mutlaka tedavi edilmelidir.

3-Tedavi indikasyonları tümörün basısına bağlı veya hiperprolaktineminin sebep olduğu infertilite, amenore/oligomenore, osteoporoz, rahatsız eden hirsutism veya galaktore gibi semptomlardır.

4-Dopamin agonistleriyle tedavi prolaktinomalarda birinci seçenek tedavidir.

5-Medikal tedavi tümör çapı, gonad fonksiyonları ve fertilite isteğine göre düzenlenir. Bu amaçla ergo türevi (Bromokriptin; BRC), nonergo agonisti (Kabergolin; KAB) ve bu grubların dışında uinagolid  kullanılır.

6-Medikal tedavi ile PRL düzeyi 2-3 hafta içinde düşmeye başlar ve yaklaşık 1-2 hafta civarında tümör çapında küçülme gözlenebilir. Tümör boyundaki küçülme bazı vakalarda aylar sürebilir.

7-Mikroadenomalarda %80 PRL düzeyleri normale döner ve %90’ın üzerinde fertilite sağlanır. Başlangıç BRC (2.5 mg tbl) dozu genellikle gece yatarken 0.625- 1.25 mg’dır, 3-5 gün veya haftada bir tedricen 1.25 mg arttırılır. Genellikle 5-7.5 mg/gün ikiye bölünmüş dozlar ile yeterli klinik cevap alınabilmektedir. Yaklaşık bir ay sonra PRL kontrolü yapılarak doz ayarlanabilir.

8-En sık görülen yan etkiler bulantı, ortostatik hipotansiyon ve depresyondur. Yan etkiler nedeniyle ilacın yatmadan önce yiyecekle birlikte alınması önerilir.

9-Diğer dopamin agonistlerine kıyasla prolaktin seyisini normalize etmede ki yüksek başarısı ve tümörü küçültme sıklığında ki yükseklik nedeniyle kabergolin tavsiye edilmektedir. Kabergolin (0.5 mg tbl) ile tedaviye haftada 0.25- 0.5 mg/1-2 kez başlanır,PRL normale dönene kadar doz ayda bir arttırılır ve genellikle maksimum doz haftada 7 mg’dır.

10-Dopamin agonisti ilaçlardan biri tolere edilemediğinde ya da ilaca direnç oluştuğunda bir diğerine geçilmelidir.

11-Günlük en az 3mg kabergolin alan parkinsonlu hastalarda orta ve ciddi kardiyak kapak regürjitasyon riski ortaya konulmuştur. Standart kabergolin dozu (1-2mg/hafta) alan hastalarda muhtemelen tekrarlayan ekokardiyografi ye ihtiyaç olmayacaktır. Fakat kabergolin in yüksek dozlarına ihtiyaç duyulan hastalarda dikkatli olunmalı ve ekokardiyografi kontrolleri yapılmalıdır.

12-Menopoza giren hiperprolaktinemili kadınlarda PRL normalleşebilir, hiperprolaktinemi tedavisinin devamı açısından yeniden değerlendirilir. Postmenopozal dönemde mikro adenomların tedavisi gerekmez, takibe alınırlar.

13-İdyopatik hiperprolaktinemi semptomatik ise medikal tedavi verilir yoksa takip edilir.

14-Psikotik ilaçlara bağlı hiperprolaktinemide DA tedavi genellikle tavsiye edilmez, bu olgularda DA başlanmadan önce psikiyatri görüşü alınmalıdır.

15-İlaca bağlı hiperprolaktinemi olan hastalarda ilk basamak tedavi mümkünse ilacın kesilmesidir. Eğer hasta alternatif bir ilaç kullanabiliyorsa dopamin antagonist etkisi daha düşük olan ilaçlara geçilmelidir veya hem dopamin agonisti hemde dopamin antagonisti etkisi olan aripiprazol ( antipsikotik ilaçtır ) güvenle kullanılabilir. Aripiprazol prolaktin seviyesini düşürebilir ve hiperprolaktinemi ile ilgili semptomları geri çevirebilir. İlaca bağlı hiperprolaktinoması olanlar asemptomatik ise tedavi edilmemelidirler.

16-Şikayeti olmayan ve gebelik istemeyen mikroadenomlarda eğer osteoporozu da yoksa medikal tedavi verilmeyebilir. Yıllık serum PRL düzeyi mutlaka ölçülmelidir. 17-Şayet PRL anlamlı olarak yükselmiş ya da adenomun büyümesine bağlı klinik semptomlar ortaya çıkmış ise hipofiz MR mutlaka çekilmelidir.

18-Mikroadenomlar genellikle (%93) büyümezler, uzun dönemde makroadenoma dönme ihtimalleri çok düşüktür (%5-10) ve %30’unda hiperprolaktinemi kendiliğinden kaybolur.

19-Dopamin agonistini 2 yıl boyunca kullananlarda normal prolaktin seviyesine ulaşılmışsa ve belirgin tümör volüm azalması gerçekleşmişse güvenle kesilebilir veya azaltılabilir. Kesildikten sonra rekürrens riski %26-69 dur.

20-  İlaç kesilince ilk yıl 3 ayda bir serum prolaktini ölçülmeli sonra da yıllık prolaktin ölçümleri yapılmalıdır. Takipte PRL normalin üzerine çıkarsa kontrol MR inceleme yapılır. 

NOT:Bu makalenin hazırlanmasında Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneğinin çalışma kılavuzlarından faydalanılmıştır.Daha Ayrıntılı bilgi için http://www.turkendokrin.org/icerik.php?id=19&m=menu17 faydalanılabilir.

OBEZİTENİN YOL AÇTIĞI 20 SAĞLIK PROBLEMİ

obezite-sağlık problemleri

1-İnsülin direnci – Hiperinsülinemi
2-Tip 2 Diabetes Mellitus
3-Hipertansiyon
4-Koroner arter hastalığı
5-Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi
6-Metabolik sendrom
7-Safra kesesi hastalıkları
8-Bazı kanser türleri (kadınlarda rahim, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kalın bağırsak ve prostat kanserleri )
9-Osteoartrit
10-Felç
11-Uyku apnesi
12-Karaciğer yağlanması
13-Astım
14-Solunum zorluğu
15-Gebelik komplikasyonları
16-Menstruasyon düzensizlikleri
17-Aşırı kıllanma
18-Ameliyat risklerinin artması
19-Ruhsal sorunlar
20-Kas-iskelet sistemi problemleri


Doç.Dr.Fevzi BALKAN
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

KİLO ALDIRAN 9 ZARARLI ALIŞKANLIK

kilo verememe

1-Fazla yiyecek tüketimi, rafine- hazır, kalorisi yüksek yiyeceklerin seçimi
2-Hızlı yemek, yiyecekleri iyi çiğnememek
3-Öğün atlayıp bir sonraki öğünde aşırı yemek
4-Sürekli atıştırmak
5-Gece uykudan kalkıp yemek yeme
6-Stresli, üzüntülü durumlarda yiyecek ile teselli bulmak, sevinçli hallerde yiyeceği abartmak
7-Su içmemek, şekerli ve gazlı içecekleri tüketmek
8-Az uyumak
9-Aşırı stress

Doç.Dr.Fevzi BALKAN
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı