DPP-4 İNHİBİTÖRLERİ: İNKRETİN BAZLI TEDAVİNİN 16 FAYDASI

 

1-Ağız yoluyla  beslenmenin damar yoluyla beslenmeye göre daha fazla insülin sekresyonuna yol açtığının gözlenmesinden sonra inkretin konsepti ortaya çıkmıştır.

2-İlk izole edilen inkretin mide asidini inhibe ettiği için gastrik-inhibitör polipeptid (GİP) olarak adlandırılmıştır. İntestinal bölgeden salgılanan en önemli inkretin ise glukagon benzeri peptid-1 (glukagon-like peptide GLP-1)’dir.

3-GLP-1 molekülünün yemek sonrası dönemde hızlı yıkılmasını sağlayan DPP-4 enziminin inhibe edilmesi endojen ve doğal inkretinler olan GLP-1 ve GIP düzeylerinin artırılması diğer yeni bir antidiyabetik ilaç grubu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu  grup ilaçların başlıcaları sitagliptin(januvia), vildagliptin (galvus), saxagliptin(onglyza), linagliptin(tradjenta) vb tedavilerdir.

4-DPP4-inhibisyonu sonrası antidiyabetik etkiler GLP-1 üzerinden görülmektedir. GLP-1’deki yükselme sadece postprandial değil, tüm gün devamlı olarak izlenmekte ve aynı zamanda açlık glisemisinde de düzelmeler görülmektedir.

5-Böbrek fonksiyonları (kreatinin klirensi < 50 mL/dakika) ise doz azaltılmalı ve klerens düştükçe doz azaltımına devam edilmelidir.

6-DPP-4 inhibitör tedavisi sonrası GLP-1 düzeyi üç kat artmış ve glukagon düzeylerinde belirgin baskılanma gösterilmiştir.

7-HbA1c düzeyini %0,5-1 oranında düşürür.

8-Diğer ağız yoluyla kullanılan şeker ilaçları ve insülin ile kullanılabilir.

9-Kan basıncı ve EKG üzerine etkileri saptanmamıştır.

10-İnsülin salgısında hafif artışlar yapabilir.

11-Kilo verilmesi üzerine etkisi nötrdür.

12-Mide boşalmasını azaltmaz.

13-İştah üzerine etkisi yoktur.

14-En sık yan etki bulantı, kusma,  gribal enfeksiyon benzeri semptomlar ve nadiren pankreatit gelişimidir.

15-Hipoglisemi yan etkileri nispeten azdır.

16-Hamilelerde emzirenlerde kullanılmaz.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

ŞEKER HASTALIĞININ TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇ GRUBU:  SGLT-2 İNHİBİTÖRLERİNİN 15 ÖZELLİĞİ

 

1-SGLT-2 böbreklerde bulunan sodyum-glukoz transporter inhibitörü olarak adlandırılıyor. 4 çeşit molekül mevcut dapagliflozin(forxiga), canagliflozin (invokana), empagliflozin and ipragliflozin

2-İlaçların etki mekanizması birbirlerine benzer, yarı ömürleri uzun ve günde 1 kez kullanılmaları yeterli .

3- SGLT2 co-transporterlerin asıl etkisi insülin etkisinden bağımsız etki gösteren yeni bir sınıf antihiperglisemik ajanlardır. SGLT2 inhibitörleri idrarla glukoz atılımını arttırarak plazma glukoz düzeylerini düşürürler.

4-Çeşitli çalışmalarda diyabet hastalarında 12-104 hafta boyunca kullanılmış ve HbA1c (%0,5-1) düzeyini ve açlık kan şekerini etkin bir şekilde düşürmüştür.

5- SGLT2 inhibitörlerinin hipoglisemi yapıcı etkisi yok denecek kadar azdır.

6-Kilo kaybı yapıcı etkisi vardır (2 yıllık kullanımda ortalama 3 kğ)

7-Tansiyon düşürücü etkisi gözlenmiştir (2 yıllık kullanımda ortalama 5-10 mm hg)

8-Orta böbrek yetersizliğinde doz ayarlaması yapılmalıdır. Ağır böbrek yetersizliğinde kullanılmamalıdır.

9-Yaşlı diyabet hastalarında önerilir. Fakat ortostatik hipotansiyon ve dehitratasyon etkisinden dikkatli olunmalıdır.

10-Kardiyovasküler sistem ile ilgili araştırmaları devam etmektedir.

11-Diyabetik nefropati ve renal fonksiyon bozukluklarında dikaktli kullanılmalıdır

12- SGLT2 inhibitörleri genelikle iyi tolere edilir .En sık rapor edilen yan etkileri kadınlarda genital mantar enfeksiyonları ve idrar yollar ınfeksiyonudur. idrarda glukoz atılımına bağlı artmış üriner sistem ve genital yol infeksiyonlarıdır. Mesane problemi olanlarda dikkatli kullanılmalıdır. Bazı çalışmalarda mesane kanseri ve meme kanseri riskinde artış görülmüştür.

13-Diyabet tedavisinde tek başına veya diğer ilaçlar ve insülin ile kombine olarak kullanılabiliyor.

14-İnsülin duyarlılığını artırıp, beta hücre fonksiyonlarını düzeltici etkisi vardır.

15-SGLT-2 inhibitörlerini tedavisine bağlı hepatotoksisite gelişimi bildirilmiştir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

HEMOGLOBİN A1c (A1C) ÖLÇÜMÜ VE DEĞERLENDİRME NASIL YAPILIR?

HbA1c; ölçümden önceki ortalama 3 aylık şeker kontrolünü yansıtır. Bu testi yaptırmak için hastanın aç olması gerekmez.  DCCT(diyabet komplikasonları kontrol ) çalışmasında kullanılan  ’yüksek performanslı likid kromatografi (HPLC)’ yöntemine göre normal sınırlar %4.0-6.0  arasındadır.HbA1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20’si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan şeker değişikliklerini yansıtır. HbA1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar. Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır. Tip 1 ve tip 2 diyabetlilerde yapılan çalışmalar, özellikle mikrovasküler(küçük damar)  komplikasyonların  gelişme riskinin glisemik kontrol derecesi ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymuştur . HbA1C normale ne kadar yakın ise komplikasyon riski o derece düşüktür. Glisemik kontrol hedeflerine ulaşılıncaya kadar 3 ayda bir, kontrolü iyi olan  hastalarda ise 6 ayda  bir HbA1C ölçülmelidir. Aşağıdaki tabloda HbA1c değerlerine karşılık gelen şeker ortalamları görülmektedir.

HBA1C-ŞEKER ORTALAMASI

 

 

Doç.Dr.FEVZİ BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI UZMANI 

DÜNYA ÜZERİNDE DiYABET SIKLIĞI İLE İLGİLİ 9 ÖNEMLİ İSTATİSTİK

2010 yılında tüm dünyada 285 milyon diyabet hastası olduğu tahmin ediliyordu, vakaların yaklaşık %90 nını tip 2 diyabet hastalığı oluşturmaktaydı. 2013 yılında idf verilerine göre dünyada 381 milyon diyabetli olduğu, 2030 yılında bu sayının ikiye katlanması bekleniyor. Peki bu artışın sebebi ne ? Gelişmekte olan ülkelerde şehirleşme ile beraber hayat tarzı değişikliği, batı tipi beslenmenin artışı, çevresel etken (diyet değişikliği, rafine ve hazır gıda tüketiminin artışı) ve hareketsizlik şişmanlık ve şeker hastalığını artıran sebeplerden bazıları.

1-Dünyada 2010 yılında 285 milyonun üzerinde diabetik olduğu ve 2030 yılında bu rakamın iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir.

2-Çinde 2010 yılında yapılan bir çalışmaya göre şeker hastası sayısı 92 milyon, prediyabetlerin sayısı 150 milyon olarak bulunmuş.  Hindistan’da nüfusun %7,1(62 milyon ) diyabetli bulunmakta ve her yıl 1 milyon diyabetli hayatını kaybetmektedir.

3-İngiliterede 3,8 milyon diyabetli olduğu 2030 yılında bu sayının 6,2 milyon kişiye çıkacağı tahmin ediliyor. ABD ‘de 2012 yılında nüfusun %9,3 (29,1 milyon) diyabetli olduğu tahmin ediliyor. ABD’de 8 milyon diyabetli hastalığının farkında değil.

4-Satman ve arkadaşlarının 1997 deki araştırmasında (TÜRDEP-1) Türkiye’de yetişkin diabeti sıklığı % 7,2, bozulmuş glukuz toleransı % 6,5 bulunmuştur. TÜRDEP-2 (2010 yılı)  DE DİYABET SIKLIĞI %13,7, Bozulmuş glukoz intoleransı sıklığı %12 olarak bulunmuştur. Türkiye’de 7 milyon diyabetli olduğu tahmin ediliyor , hastaların yarısı hastalığının farkında değil.

5-Genç hastalarda tip 2 diyabet sıklığı artmaktadır.

6-Körlük : >40 yaş üstü diyabet hastalarının %28 de retinopati bulunmaktadır. Körlüğün en sık sebeplerinden biridir.

7-Böbrek yetmezliği : Diyabetik ölümlerin %44 sebebi böbrek yetersizliğidir.

8-Amputasyonlar : Yaralanmalar dışındaki alt ekstremitelerdeki amputasyonların %60 oranında şeker hastalığına bağlıdır.

9-Kardiovasküler hastalıklar : Diabetiklerde kalp hastalıkları, diabetik olmayanlara göre 2 – 4 kez fazla görülmektedir. İnme ise 1,7 kat daha sık görülmektedir.

ADRENAL YETERSİZLİK (ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK )


1-Adrenal Yetersizlik ( Addison Hastalığı ) ilk ne zaman tanımlanmıştır ?

Adrenal yetmezlik ilk olarak 1855 yılında Thomas Addison tarafından tanımlanmıştır. Thomas Addison 1855 yılında yorgunluk, hiperpigmentasyon (Deride renk koyulaşması ) ve ölümle sonuçlanan bir durum tespit etmiş ve bu durumun böbreküstü bezin harabiyetine bağlı olduğunu tanımlamıştır.

2-Adrenal Bez ne iş yapar ?

Adrenal bez organizmanın strese yanıtında oldukça önemli bir rol oynar. Çeşitli hormonlar  (Kortizol, Aldosteron, Cinsiyet Hormonları) salgılayarak vucudun dengesinin sağlanmasında çok önemli ,hayati fonksiyonları vardır.

3-Kortizol vucutta nasıl taşınır ?

Serumdaki Kortizolün %90’ı kan proteinlerine bağlı durumdadır; bunlar başlıca kortikosteroid bağlayan globulin (CBG) ve albumindir. Serbest serum kortizolü biyolojik olarak aktif formu oluşturur.

4- Adrenal Yetersizlik sebepleri nelerdir?

En sık böbreküstü bezinin bağışıklık sistemi tarafından haraplanması sonucu  meydana gelir. Hastalığın meydana gelmesi için Böbreküstü bezinin %90 ‘nın haraplanması lazımdır.Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde Tuberküloz (Verem ) hastalığı en sık sebeğlerden biridir. AIDS gibi immün sistemi etkileyen hastalıklar veya hipofiz bezini tutan tümör veya hastalıklara bağlı olarak da gelişebilir.

5-Adrenal Yetersizlik sıklığı ne kadardır?

Sıklığı milyonda 60-120 arasıdır. En sık 30-40 yaşları arasında görülür ve kadınlarda sıklığı erkeklerden 2,5 kat fazladır .

6-Adrenal Yetersizliğinden ne zaman şüphelenilmelidir ?

Adrenal yetmezlik sinsi başlangıçlı ve şüpheli olabilir. Adrenal yetmezlik tanısı, klinik şüphe ile başlar. Ani böbreküsütü bez yetmezliği olan hastalarda  ağır hipotansiyon ( Tansiyon düşüklüğü ) veya hipovolemik şok (Sıvı kaybına bağlı koma ), ani başlangıçlı karın ağrısı ve ateş vardır. Böbreküstü bez yetmezlikli hastalar enfeksiyon, travma gibi streslere maruz kaldıklarında genel durumları hızla bozulabilir.

7-Böbreküstü Bez yetersizliğinde ne gibi şikayetler olur ?

Kronik ( Süregen ) böbreküstü bez yetersizliğinde başlıca belirti  yorgunluktur. Kilo kaybı, bulantı ve iştahsızlığa, kas ve eklem ağrılarına yol açar. Böbreküstü bez yetersizliği depresyon ve anoreksiya nevroza ile karışabilir. Hiperpigmentasyon (vucutta deri renginin koyulaşması ) Böbreküstü bez  yetmezliğinin  oldukça sık görülen ve spesifik bulgusudur. Pigmentasyon en çok güneş gören yerlerde görülür. Steroid (Kortizol ) alınmasından sonra hiperpigmentasyon geriler. Tuz açlığına sık rastlanır. Hipofiz bezinin haraplanmasına bağlı (İkincil Böbreküstü bez yetersizliğinde ) deri soluktur.

8-Addison (Adrenal Yetersizlik ) hastalığının tanısı  nasıl konur?

Adrenal yetmezlik tanısını koymak için ilk olarak düşük kortizol seviyesi tespit edilmelidir. İkinci aşamada ACTH (Adrenokortikotropik Hormon ) eksikliği durumu ve mineralokortikoid (Aldosteron ) sekresyon durumu gözden geçirilmeli, üçüncü aşamada ise yetmezlik yapan asıl neden araştırılmalıdır. Serum kortizol seviyesi sabah saatlerinde günün diğer saatlerine göre daha fazladır. Sabah ölçülen serum kortizol seviyesinin 3 µg/dL‘nin altında olması durumunda adrenal yetmezlik kesin olarak düşünülmelidir. Bu düzeyin 10 µg/dL‘nin altında olması durumunda adrenal yetmezlik olasılığı akla getirilmelidir. Aynı şekilde, sabah 08:00’da ölçülen tükürük kortizol konsantrasyonu 5.8 ng/dL’nin üzerine gelirse adrenal yetmezlik olmadığı kabul edilebilir. Ancak tükürük kortizol konsantrasyonunun 1.8 ng/dL’nin altında gelmesi halinde yüksek oranda adrenal yetmezlikten söz edilebilir.

9-ACTH seviyesinin tanıda bir önemi varmı ?

Bazal ACTH ölçümü adrenal yetmezlik sebeplerinin ayırıcı tanısında önemlidir. Birincil böbreküstü bez yetersizliğinde ACTH düzeyleri çok yüksektir, İkincil böbreküsütü bez yetersizliğinde (Hipofiz bezine bağlı ) ACTH düzeyi düşüktür ve 10 pg/mL düzeyinin altında bulunur. Bu nedenle tedaviye başlamadan önce plazma ACTH seviyesinin ölçülmesi gereklidir. Aksi takdirde, tedaviye başlandıktan sonra ACTH baskılanır ve birincil-ikincil ayırımı yapılamaz.

10-ACTH (Synacten ) uyarı testi nedir?

Geleneksel olarak adrenal yetmezlik tanısı kısa ACTH uyarı testi yapılarak konulur. Günün herhangi bir saatinde uygulanabilir. Bazal kortizol seviyesi ölçüldükten sonra 250 µg ACTH (cosyntropin) intravenöz uygulanarak 30, 45 ve 60. dakikalarda kortizol ölçümü yapılır. Otuz, 45 ve 60. dakikaların herhangi birisinde kortizol değerinin 18 µg/dL’nin üzerinde bulunması adrenal yetmezlik tanısını ekarte ettirir. Bunun altındaki değerler adrenal yetmezlik tanısını koydurur .

11-Akut adrenal (Böbreküstü bezi )  yetersizlik nedir?

Akut adrenal yetersizlik, zamanında fark edilmediği zaman yüksek ölüm oranı ile seyreden bir hastalıktır. Hikayede  bağışıklık sistemini etkileyen  hastalık hikayesi, yakın zamanda kortikosteroid (Kortizon ) veya antikoagülan ( kan sulandırıcı ) kullanımı olan bir hastada, klinik durumun hızla bozulması, ateş, hipotansiyon(tansiyon düşüklüğü ) ve mental fonksiyonlarda düşüş meydana gelmesi, akla akut adrenal yetersizliği getirmelidir.Erkenden hastalığın farkına varmak, hastalığı tanımak ve girişimde bulunmak hastalığın tabii seyrini değiştirmede en önemli adımlar olarak durmaktadır.

12-Akut adrenal yetersizliğin (Addison krizinin ) tedavisi nasıl yapılır ?

Akut adrenal yetmezlik (Adrenal kriz) hayatı tehdit eden bir durumdur ve acil müdahale gereklidir. İlk olarak yapılması gereken hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü ) ve elektrolit bozukluğunun düzeltilmesidir.Bol sıvı verilmeli ve hemen  kortizon tedavisi başlanmalıdır..

12-Kronik ( idame ) tedavi nasıl yapılır ?

İlk müdahaleden sonra akut adrenal yetmezliği tetikleyen etkenler bulunmalıdır ve tedavileri sağlanmalıdır. Kritik durum toparlandıktan sonra adrenal yetmezlikten şüphe varsa ACTH uyarı testi yapılabilir.Kronik Birincil  adrenal yetmezlik hastalarında yaşam boyu glukokortikoid (steroid )  ve mineralokortikoid  idame tedavisi gereklidir. Kronik adrenal yetmezlik hastalarının hafif veya ağır hastalık durumunda ne yapacağını ve bir sağlık kuruluşuna ne zaman başvurması gerektiğini bilmesi gereklidir. Bu nedenle hastaların yanlarında bilgilendirici bir not ve damardan verilecek  formda steroid bulunmalıdır. İdame tedavisi olarak günde toplam 30 mg hidrokortizon 2-3 doza bölünerek verilir. Dozun üçte ikisi sabah saatlerinde üçte biri öğleden sonra saat 16:00 civarında verilir. Böylece sirkadyen ritim taklit edilir. Daha geç saatte verilmesi uyku bozukluğu gibi yan etkilere neden olabilir. Primer adrenal yetmezlik tedavisinde mineralokortikoid yerine koyma tedavisi  gereklidir. Fludrokortizon (Flurinef veya Astonin ) 0.1 mg/gün dozunda başlanır ve gerekirse artırılır. Bazı çalışmalar primer adrenal yetmezliği olan kadın hastalarda günlük 50 mg DHEA tedavisinin yaşam kalitesini ve duygudurumu düzenlediğini öne sürmüşlerdir.

13-Hangi  durumlarda ilaç dozu artırlımalıdır?

Hafif ateşli veya stres durumunda ilk günlerde glukokortikoid dozu 2-3 kat artırılır, mineralokortikoid dozu değiştirilmez. Orta derece ağır hastalık durumunda günde iki kez hidrokortizon oral ve intravenöz olarak verilir. Ağır hastalık durumunda intravenöz olarak 100 mg hidrokortizon 8 saatte bir yapılır. Hasta iyileştikçe günlük doz bir önceki günün yarısına indirilir. Endoskopi gibi stresli tetkik durumlarında girişimden önce 100 mg intravenöz (damardan ) hidrokortizon yapılır. Cerrahi girişimler sırasında ameliyata alınmadan önce 100 mg hidrokortizon yapılır. Uyanma odasında 50 mg daha yapılır. Daha sonraki 24 saat boyunca altı saatte bir 50 mg devam edilir. Daha sonra doz azaltılır. Büyük cerrahi girişimlerde ameliyattan önce 100 mg hidrokortizon yapılır. İlk 24 saatte her sekiz saatte bir 100 mg hidrokortizon ile tedaviye devam edilir.

14-Hastalara eğitimde neler yapılmalıdır?

Hastayı hastalığıyla ilgili bilgilendirmek, hafif seyreden hastalıklarda ve büyük streslerde neler yapması gerektiğini ve intramuskular ( kas içi ) dekzametazon injeksiyonunu nasıl yapacağını öğretmek gerekir.Acil durumlar açısından hastaya tıbbi kart düzenlenmeli, hastalığını belirten bileklik ve kullanıma hazır halde dekzametazon iğnesi taşıması öğütlenmelidir.Hafif ateşli hastalıklar veya stres durumlarında mineralokortikoid dozunu artırmadan günlük glukokortikoid ( Deksametazon ) dozunu 2-3 misline çıkması gerektiği hastaya anlatılmalı, durumu daha da kötüleşir veya 3 günden fazla sürerse doktoruna başvurması gerektiği söylenmelidir.Diş çekimi gibi lokal anesteziyle yapılan işlemlerde glukokortikoidi artırmaya gerek yoktur. Ancak genel anestezi veya intravenöz sedasyon (damardan iğne yapılarak gevşetmek ) gerektiren işlemler ancak tam teşekküllü hastanede yapılmalıdır. Ciddi stres veya travmaya maruz kalındığında hasta hemen mevcudundaki 4 mg dekzametazon iğnesini yapmalı ve en kısa zamanda doktoruna ulaşmalıdır.

KAYNAKLAR

1-Addison T. On the constitutional and local effects of disease of the supra-renal capsules. London: Highley 1855.t

2- Hägg E, Asplund K, Lithner F. Value of basal plasma cortisol assays in the assessment of pituitary-adrenal insufficiency. Clin Endocrinol (Oxf) 1987;26:221.

3- Jenkins D, Forsham PH, Laidlaw JC, Reddy WJ, Thorn GW. Use of ACTH in the diagnosis of adrenal cortical insufficiency. Am J Med 1955;18:3.

4- Oelkers W. Adrenal insufficiency. N Engl J Med 1996; 335:1206

5-Adrenal yetmezlik Tanı ve Tedavi Algoritması ,Özkan Varan,Alper Gürlek, http://www.yogunbakimdergisi.org/managete/fu_folder/2010-04/html/2010-9-4-200-207.htm

OBEZITE TEDAVISİ İLAÇ İLE MÜMKÜN MÜ ? 7 GERÇEK

 

Kilo problemi olan hastalarin onemli bir kismi besin kisitlamasi olmadan, egzersiz yapmadan kilo vermek istiyor. Hastalarin onemli bir kisminin sordugu soru; hocam bana bir ilaç ver, istedigim gibi yasiyayim ve kilo problemim olmasin. Bu gercekten mumkün mu? Tum dunya bu formulun pesinde :), ama maalesef şu anda mümkün değil !

obezite-ilaç tedavisi

Peki bu konu ile ilgili calismalar var mi? Çok sayıda araştırma yapılıyor, keşfedilen ilaçların çoğu diğer sistemler üzerindeki tolere edilemeyen yan etikleri nedeniyle kısıtlı bir kullanım alanı buluyor. Obezite tedavisinde doğru ilacı bulduk diyebilmemiz için ; ilacın sağlık yönünden güvenilirliğinin tam olması, kısa ve uzun dönemde önemli yan etkisinin olmaması, bağımlılık yapmaması gerekiyor.

OBEZİTEDE  İLAÇ TEDAVİSİ YAPARKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ 7 MADDE HALİNDE ÖZETLEDİM.
1-Bir ilacın başarılı olması kilo kaybı derecesi ve eşlik eden risk faktörlerindeki azalmayla ölçülür. İlaç tedavisinin ilk ayında 2 kg kilo kaybı, üç-altı ay içinde başlangıç vücut ağırlığının %5’inden fazlasının verilmesi ve bu kiloda kalınması tedavinin başarılı olduğunu gösterir .
2-ilac tedavisi kür sağlamaz, ilaç kesilince dikkat edilmezse kilo alinabilir.
3-ilac tedavileri uzun sure uygulanamaz. Orlistat calismalarda maksimum 4 yil, sibütramin 2 yil kullanilmistir.
4-Sibutramin grubu ilaclar santral sinir sistemi uzerinde etkilidir. Kardiyak yan etkileri nedeniyle yasaklanmistir.
5-Rimonobant grubu ilaclar kanabonoid reseptorleri uzerine etkilidir. Epilepsi ve intihar artirici etkilerinden dolayi ABD ve ülkemizde onay  almamistir.
6-Orlistatın lipaz inhibitorü etkisi vardir. Yag emilimini azaltarak etki eder. Yan etkiler; gastrointestinal sistemle ilgilidir. Yağlı lekelenme, gazla birlikte sızıntı, ani dışkılama gereksinimi, gevşek veya sulu dışkı, yağlı dışkı, defekasyon sıklığında artış ve dışkı kaçırma gibi yan etkiler görülür. Bu yan etkiler diyetteki yağ oranı arttıkça artmaktadir.
7-Obeziteye davranışsal yaklaşımda amaç çevresel etmenleri ve alışkanlıkların değiştirilerek sağlıklı davranışa dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

TİROİD HASTALARI HANGİ TUZU KULLANMALI ; İYOT GERÇEĞİ ?

iyot-tiroid

İyot tiroid bezinin hormon sentezi için gereken bir madde olup deniz ürünlerinde bol miktarda bulunur. Az miktarda süt, yumurta ve ette, çok az miktarda sebzelerde ve meyvelerde bulunur. Birçok insanın çok az miktarda iyoda ihtiyacı olur. Tiroid hormonları (T4 ve T3) birçok hücrenin metabolik işlevlerini düzenler, birçok organın özellikle beynin erken büyümesi ve gelişmesinde rol oynar Yiyeceklerle erişkin bir kişi 150 mikrogram/gün iyot almalıdır. Yeterince iyot alınamadığı durumlarda ki bu oran her gün 50 mikrogramın altına indiğinde hipotiroidi denilen tiroid bezinin yeterince hormonu sentezleyemediği durum ortaya çıkar. Vücudumuza giren iyot miktarı ölçümü için iki yöntem vardır ;hastanın herhangi bir zamandaki idrarını alıp bakmak veya 24 saat boyunca idrarını bir şişede toplar ve laboratuvara verir. Laboratuvar da bu idrar numunesinde iyot miktarını belirler. İdrarda ölçülen iyot miktarı, normal değerden daha fazla çıkan tiriod hastalarına iyotu azaltılmis diyet listesi verilir. İdrardaki iyot miktarı standartların altındaysa iyot takviyesi fazlaysa iyot fakir diyet verilmelidir. Şu tiroid hastalığı olan hastaların iyottan fakir beslenmeleri gerekir; zehirli guatr (bağışıklık sisteminin fazla tiroid hormonu ürettiği graves hastalığı veya sıcak nodüle bağlı hipertiroidi), Haşimoto hastalığıdır.

DOÇ.DR.FEVZİ BALKAN

ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI UZMANI

HAMİLELİKTE TİROİDİN AZ ÇALIŞMASI (HİPOTİROİDİ) ; MERAK EDİLEN SORULAR

hamilelik-tiroid

1-Kadınlarda tiroid bozuklukları niye önemlidir?

Tiroid hastalıkları diyabetten sonra üreme çağındaki kadınlarda en sık karşılaşılan endokrin bozukluktur. Bu hastalıkların neden olduğu tiroid fonksiyon bozuklukları infertiliteye (kısırlık), önemli gebelik komplikasyonlarına, fetüs ve yenidoğanda ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle gebelikte tiroid hastalıklarının erken tanısı ve uygun tedavisi maternal (anne) ve fetal (çocuk) morbiditenin (hastalığa yakalanan hasta sayısı) önlenmesi açısından son derece önemlidir.

2-Üreme çağındaki kadınlarda hipotiroidi (tiroidin az çalışması ) ne sıklıkta görülür ? 

Üreme çağındaki kadınlardan oluşan genel populasyonda hipotiroidi sıklığı % 2-4 oranında bildirilmektedir.

3-Hipotiroidi kısırlık yapar mı?

Hipotiroidili kadınların %23’de adet düzensizlikleri özellikle oligomenore (seyrek adet görme) bulunduğu bildirilmiştir. Hafif hipotiroidili olgularda yumurtlama ve gebelik gelişebilir. Ancak düşük, ölü doğum ve erken doğum sıklığı da artmıştır.

4-Gebelikte tiroid hormonlarında değişiklik olur mu?

Gebelik süreci tiroid fonksiyonlarında fizyolojik değişikliklere neden olur. Gebelikle birlikte artan gebelik hormonu (human corionic gonadotropin hCG) aynı zamanda tiroidi uyarıcı etkiye sahiptir ve tiroid bezini uyarır.Tiroid bezi artan uyarıya tiroid hormon sentezi ile yanıt verir. Tiroid hormon sentezi için yeterli iyot alımı gereklidir.

5-Gebelikte günlük iyot ihtiyacı ne kadardır?

Erişkinlerde günlük iyot ihtiyacı 100-150 µg iken gebelikte böbreklerden iyot atılımının artışı, çocuğa iyot geçişi ve fizyolojik değişikliklere bağlı artan ihtiyaç nedeniyle günlük iyot alımının artması gereklidir (>250 µg/gün). Yeterli iyot alan gebede fizyolojik adaptasyon sağlanacak, anne ve fetus için yeterli tiroid hormonu üretilecektir.

6-Gebelikte hipotiroidi ne sıklıkla gelişir?

Gebelikte hipotiroidi görülme sıklığı %0.3-0.5; herhangi bir şikayet olmadan ancak TSH yüksekliği ile belirlenen subklinik (hafif ) hipotiroidi sıklığı ise %2-3 oranında bildirilmektedir.

7-Gebelik te hipotiroidi niye olur?

Gebelikte hipotiroidinin en önde gelen nedeni iyot eksikliğidir. İyot alımı yeterli olan gebelerde ise otoimmün tiroidit (Haşhimato hastalığı ) hipotiroidinin en sık nedeni olarak ön plana çıkmaktadır. Diğer nedenler ise sıklıkla zehirli guatr tedavisi için uygulanan ameliyat veya radyoaktif iyot (atom) tedavisi, geçirilmiş tiroid iltıhabı ve ilaç kullanımı (amiadaron, lityum, antitiroid ilaçlar) olarak sayılabilir.

8-Gebelikte tiroid tembelliği anneyinasıl etkiler?

Tedavi edilmeyen veya yetersiz tedavi alan tiroid tembelliği olan gebelerde anne bebekte etkilenme arttığı bilinmektedir. Tiroid tembelliği olan tansiyonu ve abrubtio plasenta (plesentanın erken ayrılması) riskinde artış olduğu bildirilmiştir.

9-Hipotiroidi fetus için nasıl etkisi olur?

Klinik ve deneysel çalışmalar ile tiroid hormonunun fetusun beyin ve nörolojik gelişimi için gerekli olduğunun gösterilmesi özellikle son yıllarda gebelikte hipotiroidi konusuna ilgiyi artırmıştır. Fetus 12. gebelik haftasından itibaren kendi tiroid hormonunu üretmektedir. Fetusun tiroid hormonu ihtiyacı bu süreye kadar anneden plasenta yolu ile geçen T4 ile sağlanmaktadır. Sadece klinik hipotiroidide değil maternal (anne ) TSH taraması ile belirlenebilen subklinik (hafif ) hipotiroidi ile bu annelerden doğan çocukların psikolojik-entelektüel-nörolojik gelişim bozuklukları arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Yapılan bir çalışmada gebelik döneminde TSH düzeyleri yüksek bulunan gebelerin okul çağına gelen çocukları nöropsikiyatrik 15 test ile değerlendirilmiştir. Buna göre 17. gebelik haftasında hipotiroid(tiroid tembelliği ) ve ötiroid(tiroid hormonları normal ) olan annelerin çocuklarının testleri değerlendirildiğinde hipotiroidik hasta grubunun çocuklarında IQ testleri dahil olmak üzere test sonuçlarının bozuk olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma ilk trimesterde maternal tiroid hormonlarının çocukların psikolojik-entelektüel-nörolojik gelişimi üzerinde önemini vurgulamıştır.

10-Gebede hipotiroid tanısı nasıl konur ?

TSH gebelerde de tiroid disfonksiyonunu belirlemede kullanılması önerilen temel testtir. Gebelikte hipotiroidiyi belirlemede ve takipte sadece TSH değil sT4 düzeyleri de büyük önem taşır. 24. haftadan sonra tiroid hormon eksikliği saptanan annelerin çocuklarında ise psikomotor gelişim geriliği izlenmemiştir.

11-Gebelikten önce TSH taramasına gerek var mı?

Gebelikte hipotiroidinin klinik önemi biliniyor olsa da gebelerde rutin TSH taraması konusu halen tartışmalıdır. Buna karşı Amerika Endokrin Birliği TSH’nın gebelikten önce veya ilk trimestrdeki (ilk 3 ay) tüm kadınlarda ölçülmesi gerekliliğini savunmaktadır. Bu olgular ilk prenatal vizit veya gebelik tespiti ile birlikte taranmalıdır.

12-Türkiye’ de durum ne? Her gebeyi tarayalım mı?

Türkiye iyot eksikliği bölgesi olduğundan gebeliğin doğrulanması ile birlikte tiroid fonksiyonlarını (TSH, sT4 ve Anti TPO Ab) kontrol etmek gerekir. Çünkü uygulanan iyot proflaksisine rağmen, kırsal bölgelerde daha belirgin olmak üzere halen Türkiye’nin %27.8’ de ciddi-orta derecede iyot eksikliği devam etmektedir .

13-Gebelikteki hipotiroidi nasıl tedavi edilir?

Gebelikteki hipotiroidi tedavisinde yeterli iyot alımının yanı sıra sT4 düzeylerini ve hedef TSH değerinin ise <2.5 mU/L olması önerilmektedir.

14-Gebelikte tiroid hormon ihtiyacı artar mı?

Gebelik öncesi tiroid tembelliği olan ve tiroid ilacı kullanan hastalarda gebeliğin saptanması ile birlikte dozungebelik öncesine göre %30-50 oranında artırılması pratik bir öneridir.

15-Tiroid kanseri olan gebelerde tedaviye nasıl devam edelim?

Tiroid kanseri tanısı olan ve tiroid ilacı kullanan hastalarda, normal doza göre daha yüksek ilaç kullanmak gerekebilir.

16-Gebe hipotiroidi izleminde nelere dikkat edilir?

Tiroid ilaç tedavisi alan gebeler tedavi başlandıktan veya doz değişikliği yapıldıktan 4-6 hafta sonra sT4 ve TSH düzeyleri ile endokrinolog veya iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

17-Doğum sonrası doz değişikliğine gerek var mı?

Doğum sonrası L-T4 dozu gebelik öncesindeki doza düşürülmelidir. Doğum sonrası 6. haftada serum TSH düzeyi kontrol edilmelidir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

TİROİD KANSERİ SIK SORULAN 15 SORU-CEVAP

1-Tiroid kanseri nedir? Sıklığı nedir?

Tiroid kanseri, tiroid bezindeki hücrelerin farklılaşmasıyla (kansere dönüşmesiyle) oluşur. Sıklığı yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte, tedavisi mümkün ve olumlu yanıt alınma şansı yüksek bir kanser türüdür. En sık 30-70 yaşları arasında, erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülür.

2-Tiroid kanseri ölümcül bir hastalıkmıdır?

Tiroid kanserinin sıklığı günümüzde artmış olmasına rağmen, ölüm oranı azalmıştır. Bunun nedeni, erken tanı ve cerrahi ve/veya radyoaktif iyot tedavisi ile etkili tedavinin yapılabilmesidir.

3-Tiroid Kanseri kimlerde sık görülür ?

Tiroid kanseri, radyasyona maruz kalanlarda ve  genetik faktörle (ailede var olması) daha sık görülür. İyot yetersizliği olan bölgelerde yaşayan insanlarda, tiroid nodülleri daha sık saptansa da, tiroid kanseri sıklığında bir artış görülmemiştir. Tiroid kanseri kadınlarda erkeklere oranla 2-4  kat daha fazla görülse de, nodüllerin kadınlarda iyi huylu-kötü huylu olma ihtimali eşitken, erkeklerde, kötü huylu olma oranı kadınlara göre daha yüksektir.

4-Tiroid Kanseri hangi şikayetler ile kendini gösterir ?

Hastalarda genellikle şikayet ve belirti olmaz. Ancak muayene ve tetkikler sonucu teşhis edilir. Boyunda elle muayenede, ele gelen şişlik ve tiroid ultrasonunda tespit edilen nodüllerin sayısı ve büyüklüğüne göre yapılmasına karar verilen biyopsi sonucu ortaya çıkar. Nadiren de olsa, bazı hastalarda boyunda ağrı, ses kısıklığı, yemek yerken zorluk ve ağrıyla da kendini gösterebilir.

5-Her Tiroid nodulu kansere yol açarmı ?

Tiroid nodullerinin kansere dönüşmesi %5 oranındadır. Tiroid nodülü çok genç (14 yaş altı) ve çok yaşlılarda (65 yaş üstü) yüksek olasılıkla kanserdir.Erkek hastalarda tek nodul varlığında kanser ihtimali yükselir.Nodulun sintigrafide  hipoaktif olması,ultrasonografide kenar düzensizliği ,mikrokalsifikasyon varlığı,kanlanma artışı,nodulun etrafındaki halonun olmaması kanser riskini artırır. Ultrasonografide kistik nodul ,makrokalsifikasyon varlığında yüksek olasıklıkla iyi huylu nodule işaret eder.Sintigrafide sıcak nodul varsa kanser ihtimali çok düşüktür.

6-Her nodule ince iğne biyopsisi yapılmalımıdır?

Mevcut bilgilerimize göre Tiroid nodulunun iyi- kötü huylu ayırımı ince iğne biyopsisi ile yapılmaktadır.>1 cm üzerindeki tüm nodullere biyopsi önerilir. 5-10 mm arası şüpheli nodullerede biyopsi yapılması uygun olur.

7-Birden fazla nodul varsa hepsine biyopsi yapılmalımıdır?

İmkan varsa emin olmak için >1 cm den büyük  tüm nodullere biyopsi yapılması uygun olur.

8-Nodulun boyutu kanser için önemlimidir?

>3 cmden büyük nodullerde kanser riski fazladır.Bu nodullerde biyopsi temiz gelse bile ameliyat önerilmelidir.Bunun sebebi nodul büyüklüğü nedeni ile biyopsi alınan yerin dışında kanser ihtimalinin olmasındandır.

9-Biyopsi ( TİİAB ) sonucuna göre kaç çeşit sonuç gelebilir ?

A-) Yetersiz materyal (%15 cıvarındadır ) :Biyopsi tekrarı gerektirir.3 defa yetersiz materyal operasyonu gerektirir.

B) Benign (%70 ihtimal ):İyi huylu nodullerde 3-6 ay ara ile iki sonuç kanseri dışlar.Takipte nodul boyutunda %20 lık artış yeniden biyopsi yapmayı gerektirir.

C)Foliküler lezyon /şüpheli foliküler neoplazi ( 3-6 ay ara ile biyopsi tekrarı yapılabilir.Kesin tanı için ameliyat önerilir (Histopatolojik tanı )

D) Şüpheli sitoloji (%10 vakada ) :Ameliyat önerilir.

E) Malign sitoloji (%5 vakada ):Ameliyat önerilir.

10-Kaç çeşit Tiroid Kanseri vardır?

1-)Papiller Tiroid Kanseri (Bunlardan en sık görüleni ve en iyi seyreden tip  papiller tiroid kanseridir )

2-)Folliküler Tiroid Kanseri

3-) Anaplastik Tiroid Kanseri

4-) Medüller Tiroid Kanseri

11-Tiroid Kanseri nasıl tedavi edilir ?

Öncelikli tedavi şekli, cerrahidir. Ameliyatla tiroid bezinin tamamı alınır. Tamamlayıcı tedavi olarak, ameliyat sonrası, radyoaktif iyot tedavisi ve tiroid hormonunun dışarıdan yerine konulması tedavisi uygulanır.

12-Ameliyatın ne gibi riskleri vardır ?

Ameliyat sonrası, %3 ses tellerine giden sinirlerin felci, %3 oranında da paratiroid bezinin alınması sebebiyle ömür boyu kalsiyum eksikliği gelişebilir.

13-Her Tiroid Kanserine Radyoaktif iyot (Atom ) tedavisi verilir mi ?

Patolojide tümör büyüklüğü küçükse (mikrokarsinom- 1 cm den küçük ) ,damar ve çevre dokulara yayılım yoksa verilmeyebilir.

14-Tiroid Kanseri takibi nasıl yapılır?

Hastalar ömür boyu tiroid hormonun dışarıdan yerine konulması tedavisi görmelidir.6 ayda bir Tiroid ultrasonografisi ve TG (Tiroglobulin ) tetkiki yaptırmaları gerekir.Süreler hastadan hastaya değişebilir.Bazı hastalarda 2.kez operasyon gerekebilir.Birkaç kez Radyoaktif iyot tedavisi alan hastalarda mevcuttur.

15-Hangi tür Tiroid Kanserleri kötü seyredebilir ?

Anaplastik Tiroid kanseri en kötü seyredebilen türdür. Medüller Tiroid kanseri ikinci sırada gelir.Diğer Tümör tiplerinin uzun vadede seyri genellikle iyidir.

Doç.D.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

CUSHİNG SENDROMU İLE İLGİLİ MERAK EDİLEN 5 SORU-CEVAP

cushing sendromu-kortizon

1.Cushing Sendromu nedir?  Cushing sendromu , böbreküstü bezinden aşırı kortizol salgısı nedeniyle oluşan semptomlarla seyreden nadir görülen bir hastalıktır.
2-Cushing Sendromunda ne gibi belirtiler olur?  ilk değişiklikler kilo alma, tansiyon yüksekliği, yüzde yuvarlaklaşma( aydede yüz), göbek çevresinde ve ense bölgesinde yağlanma, kas güçsüzlüğü, diyete rağmen kilo verememe ile başlar. Sonrasında şeker yüksekliği, adet düzensizliği, tüylenme artışı, ciltte çürükler oluşması gibi belirtilerle devam eder. Uzun vadede kemik erimesi , şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliği ve obeziteye sebep olabilir.
3-soru:Hangi cinsiyette daha sık görülür? Kadınlarda 4-6 kat daha sık görülür. Genelde 25-45 yaş arası daha sık görülür.

4-soru: Cushing sendromu nasıl tedavi edilir? Tedavi sebebe yönelik yapılır. Eğer sebep böbreküstü bezinden kortizol salgılayn kitleyse kitlenin cerrahi olarak çıkarılması, hipofiz bezinde aşırı hormon üreten adenom varsa ameliyatla çıkarılması gerekir. Eğer sebeb kortizon hormonun aşırı kullanımı sebebi ile ise kortizonu tedrici olarak düşürüp kesmek tedavi seçeneği olabilir.

5-Cushing sendromunun mesleklerle ilgisi varmıdır? Mesleki bir ilişki olmamasına rağmen , ses telleri için uygunsuz kortizon kullanan ses sanatçılarında daha sık kortizona bağlı cushing sendromu gelişebilir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı