SÜLÜK TEDAVİSİNİN TİROİD HASTALIĞINDA FAYDASI VAR MI ?

 

 

Hirudoterapi veya sülük uygulaması çeşitli hastalıklar için ülkemizde ve dünyada yüzyıllardır uygulanan bir yöntemdir. Hastalıklı bölgeye yapıştırılan sülüklerin “kirli” kanı emerken bazı maddeler salgıladıklarına ve bu maddelerin hastalıklara karşı koruyucu ve tedavi edici olduğuna inanılmaktadır . Sülük halkalı bir solucandır. Bilinen 650 çeşit sülük türü mevcuttur. Tıbbi uygulamalarda kullanılan sülük türü “Hirudo medicinalis”dir. Bu sülüğün baş kısmında gözleri bulunmaktadır. Ağız yapısında üç çenesi, yutağın etrafında tükrük bezleri mevcuttur. Tükrük bezleri hirudin maddesini salgılar. Sülükler keskin çenelerinin yardımıyla derinin 1,5 mm derinliği boyunca ısırabilirler. Emdiği kan hacmi yaklaşık 5-15 mL’dir. Isırdığı yerden ayrıldıktan sonra bölgede (yaklaşık olarak 3-24 saat) kanama olabilir. Bir tedavi seansında çoğunlukla bireyler 5 ile 12 adet tıbbi sülük uygulamaktadırlar.

OLGU :

Bu olguyu ben birebir gördüğüm İÇİN BURADA PAYLAŞMAYI UYGUN GÖRÜYORUM

55 yaşında kadın hasta çarpıntı, terleme ve yatarken daha belirgin olan boğazda daralma şikayetleri ile başvurdu. Laboratuar tetkiklerinde TSH: 0,12 IU/ ml, sT3 ve sT4 değerleri ise normal sınırlarda idi. Tiroid ultrasonografisinde tiroid boyutları artmış olup en büyüğü sol lobda ve 18x25x32 mm olmak üzere çok sayıda nodül izleniyordu. Hastaya Teknesyum- 99m kullanılarak tiroid sintigrafisi çekildi. Sintigrafi aktif- hipoaktif multinodüler tiroid glandı ile uyumlu idi. Ultrasonografi eşliğinde gerek görülen nodüllere ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulandı. Sitolojik değerlendirme benign bulgular olarak raporlandı hastanın boynunda 7 noktada 3-5 mm’lik papüler döküntülerin bulunduğu görüldü. Vücudun başka yerinde olmayan bu döküntülerin boyun bölgesine yaklaşık 5 gün önce uygulanan sülüklere ait olduğu öğrenildi . Hasta ameliyat korkusu nedeniyle bu işlemi yaptırdığını söyledi. Hastanın tiroid fonksiyonları tekrar kontrol edildi ve değişiklik olmadığı izlendi. Tiroid ve nodüllerin boyutlarında da uygulama öncesine göre farklılık yoktu. Hastaya yaklaşık 5 hafta sonra totale yakın tiroidektomi uygulandı. Histopatolojik bulgular da benign özellikte idi. Ülkemizde tiroid hastalıkları için özellikle bitkilerle uygulanan alternatif yöntemler kullanılmakta, hatta rağbet görmektedir. Yasal boşluklar, kronik hastalıklara sahip hastaların konvansiyonel tıptan alamadıkları tedavi memnuniyeti, operasyon gerektiren fakat operasyon korkusu yaşayan hastaların kaygıları hastaları bu yöntemlere yöneltmektedir. Hirudoterapinin tiroid hastalıklarının tedavisinde kullanılması kesinlikle önerilmemektedir.

KAYNAK

1-http://bekircakir.com/upload/files/public/pdf/69.pdf

DERE OTU KÜRÜNÜN TİROİDE FAYDASI VARMI ?

Dere otu ve tiroid hastalığı ile ilişkili spekülasyonlar bitmiyor. Tiroidle ilgili hastaların en çok merak ettikleri sorulardan biri dere otu tüketirsem tiroidim düzelir mi ? Bazı web sitelerinde mucize iksir gibi gösterilen dere otunun tiroide etkisi varmı ?

Dere otu; flavonid içeren bitkilerden biri ve flavonoidler iyot treonin deiyodinaz  ve tiroid peroksidaz adı verilen enzimlerin aktivitesini  azaltıyor. Bu durum St3 ve st4 hormon düzeyini düşürebilirken, TSH hormon düzeyini yükseltebiliyor.

Türkiye de son yıllarda yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre 547 hastanın (494 kadın, 53 erkek ) gözlemlendiği bir çalışmada ;  hastalar 100 gr dere otunu belirsiz bir süre kullanmışlar. Hastaların  dere otu öncesi ve sonrası kan tetkikleri ve nodül boyutlarına bakılmış. TSH hormonunda yükselme, St3 hormonunda düşme (ortalama3-4 pg/ml), nodul boyutunda ortalama 0,3-0,8 ml artış saptanmış. İlaca bağlı herhangi bir yan etki saptanmamış. Nodül büyütücü etki TSH hormon yüksekliğine ve tiroid nodül hücrelerinin içindeki hücre apopitozu adı verilen durumun azalmasına bağlanmış.

Özetle; dere otunu tiroidi yavaş çalışan ve nodülü olan hastaların kullanması  uygun değil. Tiroidi fazla çalışan hastalarda tiroid hormon düzeyini azaltıp azaltmadığı net değil. Kesinlikle Tiroid doktorunuzun  verdiği ilaçları kesmeyin, doktorunuz bilgisinde olmadan bitkiselde olsa ilaç almayın. Sağlıcakla kalın.

Makalenin tamamını linkten okuyabilirsiniz. Saygılarımla.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji -Tiroid ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

 

EMPOTANS(EREKTİL DİSFONKSİYON VEYA İKTİDARSIZLIK) NEDİR?

Nedir?

Empotans, erkekte cinsel isteğin olmasına karşı penis damarlarında yeterli kanın toplanamaması, penisin yeterli sertliğe ulaşamaması (ereksiyon olmaması) ya da cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliğin korunamaması olarak tanımlanabilmektedir.

Belirtileri Nedir?

Empotans belirtileri fiziksel olarak fark edilebilmektedir. Bu belirtiler arasında en belirgin olanı erkeğin cinsel istek duymasına karşın penisin yeterli kanı toplayamaması sonucu ereksiyonda yaşanan sorundur. Ereksiyon kısa sürmekte veya hiç gerçekleşmemektedir. Benzer belirtilerin bulunduğu hastalarda Empotans hastalığı olabilmektedir.

Nedenleri Nedir?

Empotans hastalığının genel sebebi psikolojik etmenler olarak kabul edilse de akciğer, karaciğer, kalp ve böbrek hastalıkları da Empotans hastalığına yol açabilmektedir. Ayrıca, geçirilen ameliyatlar ve yaşanan travmalar da bu hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir. İlaç tedavileri, madde kullanımı, stres, anksiyete ve depresyon da hastalığa sebep olabilecek diğer etkenlerdir.

Risk Faktörleri Nedir?

Empotans hastalığını tetikleyen risk faktörleri arasında sayılabilecek en önemli faktör psikolojik faktörlerdir. Stres, depresyon ve anksiyete gibi problemler Empotans riskini artırmaktadır. Ayrıca çeşitli kronik hastalıklar ile sürekli kullanılan ilaçlar da önemli risk faktörleridir. Önemli risk faktörlerinden biri de madde bağımlılığıdır. Madde bağımlılığı olan kişilerde Empotans hastalığına yakalanma riski daha fazladır.

Komplikasyonları Nedir?

Empotans hastalığının komplikasyonları genel olarak psikolojiktir. Bu komplikasyonlar arasında kişinin kendine olan güvenini kaybetmesi ve ilişki bozuklukları ilk sırayı almaktadır. Ayrıca cinsel fonksiyonların tam olarak kullanılamaması sonucu cinsel isteksizlik de baş gösterebilmektedir.

Doktor Randevusu Öncesi Neler Yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesinde kişisel temizliğe önem gösterilmelidir. Belirtiler görüşme sırasında doktor ile paylaşılmalıdır.

Tetkik Yöntemleri Nelerdir?

Empotans tanısında en önemli nokta, kişinin problemlerini ve şikayetlerini doktor ile açık bir dille paylaşmasıdır. Tanı konulurken doktorun sorduğu bir takım sorular olacaktır. Hastanın bu sorulara dürüstçe ve açık bir şekilde cevap vermesi teşhis için etkili olacak ve tanı konulmasını kolaylaştıracaktır. Bu soruların yanında fiziksel muayene ve çeşitli laboratuvar testleri de uygulanarak Empotans teşhisi konulur.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Empotans tedavisinde ilk olarak beslenme ve kişisel alışkanlıklarda değişikliklere gidilerek, çeşitli egzersizler tavsiye edilmektedir. Ayrıca ilaç tedavileri de Empotans hastalığında önemli bir yer tutmaktadır. Bunların yanında intauretral tedavi, enjeksiyon tedavisi ve pompa tedavisi de uygulanan diğer tedavi yöntemleridir.

Yaşam Stili Önerileri

Sigara ve alkol alışkanlıkları mümkün olduğunca sınırlandırılmalı ve çeşitli ilaç alışkanlıklarından kurtulmalıdır. Ayrıca beslenme alışkanlıklarında düzenleme yapılması ve stresten olabildiğince uzak durulması uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir.

CUSHİNG HASTALIĞI NEDİR?

  1. Nedir?

Cushing Hastalığı genellikle kadınlarda görülen bir böbrek üstü bezi hastalığıdır. Böbrek üstü bezlerinde üretilen kortizol adlı hormonun aşırı üretimi sonucu çıkan hastalığa Cushing Hastalığı adı verilmektedir.

  1. Belirtileri Nedir?

Cushing Hastalığının en belirgin belirtisi ay dede yüzüdür. Bu hastalığa sahip kişilerde yüz şişer, kilolu ve pembemsi bir hal alır. Omuzların arasında ve ensede biriken aşırı miktardaki yağ da belirtiler arasındadır. Ayrıca kollar ve bacaklar zayıflarken karın bölgesinde de aşırı miktarda yağ birikimi görülür.

  1. Nedenleri Nedir?

Cushing Hastalığı genellikle böbrek üstü bezlerinde hastalık bulunan kişilerde sıka görülmektedir. Böbrek üstü bezlerinde görülebilecek bir rahatsızlık, kortizol hormonunun aşırı miktarda üretilmesine neden olacaktır. Bu da Cushing Hastalığı oluşumuna neden olacaktır. Ayrıca bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kortizon da Cushing Hastalığına yol açmaktadır.

  1. Risk Faktörleri Nedir?

Cushing Hastalığını tetikleyen faktörlerden biri, böbrek üstü bezlerinin aşırı miktarda kortizol salgılanmasına neden olan adrenokortikotropik (ACTH) hormonu olarak ifade edilebilir. ACTH, hipofiz bezinden salgılanarak böbrek üstü bezlerinde aşırı miktarda kortizol salgılanmasına neden olarak Cushing Hastalığının oluşum riskini artırır.

  1. Komplikasyonları Nedir?

Cushing Hastalığına sahip bir hastada karın bölgesinde ve özellikle de göğüslerde mor renkte çatlamalar oluşur. Sindirim sisteminde oluşan hastalıkların arttığı gözlemlenir. Erkeklerde cinsel isteksizlik ve kadınlarda ise adet düzensizliği diğer komplikasyonlardır. Cushing Hastalığının ilerlemesi halinde ise hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları ve kemik erimesi ortaya çıkabilir.

  1. Doktor Randevusu Öncesi Neler Yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesi özellikle hastaların şikayetlerini ve hastalık belirtilerini, bu belirtilerin ne zamandan beri devam ettiğini görüşme sırasında doktorla paylaşmaları için önceden hazır bulundurmaları gerekmektedir. Ayrıca kortizol içeren ilaçlar kullanılmış ise bunlar mutlaka doktorla paylaşılmalıdır.

  1. Tetkik Yöntemleri Nelerdir?

Fiziksel belirtiler hastalığı genel olarak tanımlayabildiği için fiziksel tedavi sonrası Cushing Hastalığının teşhisi rahatlıkla koyulabilmektedir. Ancak kesin tanı için birkaç test istenmektedir. Bunlardan birisi idrardaki kortizol miktarının ölçülmesidir. Bunların yanında diğer kan testleri ile birlikte böbrek üstü bezlerinin tomografileri de çekilerek tetkikler tamamlanır.

  1. Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Cushing Hastalığının cerrahi işlem, ışınlama ve ilaçla sağaltım gibi tedavi yöntemleri mevcuttur. Ancak ilaçla sağaltım Cushing Hastalığı için sadece seyrek durumlarda geçerli bir tedavi yöntemi olabilmektedir. Işınlama yöntemi ile böbrek üstü bezleri fonksiyonunu yitirebilmekte ve kortizol hormonu üretimini tamamen durdurabilmektedir. Cerrahi işlem ise uç durumlarda uygulanmaktadır.

  1. Yaşam Stili Önerileri

Özellikle diyabet hastalarının ve hipertansiyon hastalarının bu hastalığa karşı daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Düzenli ve sağlıklı bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemeleri gerekmektedir. Ayrıca doktor kontrollerini de ihmal etmemeleri gerekmektedir.

OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ) NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Osteoporoz Nedir?
Halk arasında ‘’kemik erimesi’’ olarak bilinen osteoporoz, yaşla bağlantılı olarak kemik sertliğinin azalıp, zayıf ve kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfüsunun artmasıyla en sık görülen hastalıklar arasında gelmektedir. Genellikle 50 yaş üzerindeki kadın ve erkeklerde görülmektedir. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre daha fazladır. Hassaslaşan kemikler küçük travmalarda dahi kırılma durumu yaşamaktadır. Bu yüzden kırılmalara karşı birtakım önlemlerin alınması gerekmektedir.

Osteoporoz Belirtileri Nedir?
Osteoporozun en önemli belirtisi kırıklardır. Halk arasında osteoporozun ağrılara sebep olduğuyla ilgili birtakım yanlış görüşler yer almaktadır. Kırık olmadığı sürece osteoprozda kemik ağrıları nadir olarak görülmektedir. Bunun yanında omurga üzerinde meydana gelen kırıklar sonucu boy kısalır, duruş bozukluğu meydana gelir, kamburlaşma başlar. Kamburlaşmayla beraber kemikler karın boşluğuna ve göğüse baskı yapar. Vücut şekli değişen bireyler psikolojik sorunlar da yaşamaya başlar ve toplumdan uzaklaşma eğilimi gösterir.

Osteoporoz Nedenleri Nedir?
Osteoporoza neden olan faktörlerin başında hormonal denge ve genetik özellikler gelmektedir. Özellikle menopoza giren kadınlarda östorojen hormonunun azalmasıyla kemik erimesi görülmektedir. Menopozdan dolayı osteoporoz kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülmektedir. Ailede osteoporoz hikayesi olan yakınlar varsa hastalığın görülme riski artmaktadır. Bunun yanında sağlıksız beslenme, egzersiz ve fiziksel aktivitelerden uzak bir hayat, aşırı sigara ve alkol kullanımı da osteoporoza neden olmaktadır.

Osteoporoz Risk Faktörleri Nedir?
Osteoporozda yaş, ırk ve genetik yapı bakımından risk faktörleri yer almaktadır. 50 yaş ve üzeri bireyler osteoporoz bakımından riks faktörü oluşturmaktadır. Ailede osteoporoz hikayesi olanlarda osteoporoz görülme olasığı vardır. Bunun yanında cinsiyet de risk faktörü oluşturmaktadır. Menapozdan dolayı kadınlarda osteoporoz görülme sıklığı daha fazladır. Sağlıksız beslenme, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklar hastalıkta risk faktörü oluşturan diğer etmenler arasında gelmektedir.

Osteoporoz Komplikasyonları Nedir?
Osteoporozda en büyük komplikasyon kemik kırıklarıdır. Özellikle bilek ve omurgalarda oluşan kırıklardır. Kırıklarla oluşan ağrılar, duruş bozuklukları, vucut şeklinin bozulması, kamburlaşma diğer komplikasyonlar arasında gelmektedir.

Osteoporoz için Doktor Randevusu Öncesi Neler Yapılmalıdır?
Doktor randevusu öncesi hastanın şikâyetlerini doğru bildirmesi gerekmektedir. Kemik kırıklarında hastalar hastaneye doğru pozisyonda getirilmelidir. Kullanılan ilaçlar, yapılan fiziksel aktiviteler doğru şekilde doktora aktarılmalıdır.

Osteoporozun Tetkik Yöntemleri Nelerdir?
Erken dönemde belirti vermeyen osteoporozda; yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümü, sırt ve bel filmleri tanı koymamada oldukça etkili olmaktadır. Bunun yanında osteoropoza neden olan diğer etmenleri araştırmak için kan ve idrar tahlili de yapılmaktadır. Tanı konulduktan sonra kemik kaybına göre osteoporoz evrelendirilir. Osteoporozda özellikle menopoza giren kadınların erken teşhis için 4-5 yıl arayla kemik ölçümü yaptırmaları faydalı olacaktır.

Osteoporoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Osteoporoz tedavisi olan bir hastalıktır. Teşhis konulduğunda birtakım önlemlerle kemik erimesi yavaşlatılmaktadır. İlaç tedavisinin yanında beslenme tedavisi de uygulanmaktadır. Beslenme tedavisinde kemikleri güçlendirmeye yönelik gıdalar önerilmektedir. D vitamini ve kalsiyum takviyesinin yanında yapılan egzersizler ve fiziksel aktiviteler tedaviyi olumlu etkilemektedir.

Osteoporoz Hastaları için Yaşam Stili Önerileri
Osteoropoz hastalarının ilaç tedavisiyle birlikte öncelikle beslenme alışkanlıklarını değiştirilmeleri ve sağlıklı beslenme stillerine yönelmeleri gerekmektedir. Öğün planlarında bol bol yeşil yapraklı sebzelere, baklagillere, deniz ürünlerine yer vermeleri gerekmektedir. Bunun yanında bol bol D vitamini almaları bunun için günün uygun saatlerinde gün ışığından faydalanmaları gerekmektedir. Kemiklerini güçlendirmeleri için kalsiyum takviyesinin yanında egzersiz ve fiziksel aktiviteleri hayatlarından eksik etmemeleri gerekir.

GUATR NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Guatr Nedir?
Guatr tiroid bezinin büyümesine verilen isimdir.  Tiroid bezi ise boyun bölgesinde Adem elması olarak adlandırılan kıkırdağın arkasında yer alan ve iç salgı özelliğine sahip bir organdır. Tiroid bezinin iyot kullanarak yaptığı salgı işlemi metabolizmanın düzenlenmesini sağlamaktadır. Tiroid bezinde ortaya çıkan guatr; tiroid bezinin büyümesine yol açmaktadır. Guatr hastalarında tiroid hormonu değerleri normal olabileceği gibi, normalden yüksek veya az da olabilir. Ağrılı bir hastalıkta olabilen guatrda tiroid bezi çok fazla büyüdüğünde yutkunmayı zorlaştırmaktadır.

Guatr Belirtileri Nedir?
Tiroid bezinin çok fazla büyüdüğünde boyun bölgesinde şişlik oluşur ve açık şekilde anlaşılır. Fakat guatr genellikle belirti vermemektedir. Boyun bölgesindeki şişlik genelde görülen şikayetlerin başlıcasıdır. Ani şekilde şişen tiroid bezi nefes almayı ve yutkunmayı güçleştirir. Bununla birlikte kalp çarpıntısı, gözlerde şişme, titreme, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler de ortaya çıkmaktadır.

Guatr Nedenleri Nedir?
Guatr ortada herhangi bir neden yokken ortaya çıktığı gibi tiroid bezinin yeterli hormon salgılayamadığı durumlarda da ortaya çıkmaktadır. Yeterli hormonu üretmek için ekstra çalışmaya başlayan tiroid bezi büyümeye başlar ve böylece guatr ortaya çıkar. Guatr hastalığında genetik de önemli bir rol oynamaktadır. Bazı ilaçların sürekli kullanılması da guatra sebep olmaktadır.

Guatr Risk Faktörleri Nedir?
Ailesinde guatr hikâyesi olan kişiler guatr bakımından risk grubu içinde yer almaktadır. Bunun yanında yaş (40 yaş ve üzeri), kadın cinsiyeti, hamilelik, menopoz, kullanılan bazı ilaçlar, sigara, bazı enfeksiyonlar ve gıdalar risk faktörleri arasında gelmektedir.

Guatr Komplikasyonları Nedir?
Guatrın komplikasyonları arasında nefes almada ve yutkunmada zorlanma, seste kalınlaşma, öksürük, yorgunluk, kilo problemi, ciltte ve saçta kuruma, kabızlık ve adet düzensizliği gibi durumlar gelmektedir. Ameliyat sonrası ses tellerinde görülen hasarlar diğer komplikasyonlar arasında yer almaktadır.

Guatr İçin Doktor Randevusu Öncesi Neler Yapılmalıdır?
Guatrda doktor randevusu öncesi kişinin kendini gözlemlemesi ve şikâyetlerini eksiksiz ve doğru şekilde doktora aktarması gerekmektedir.

Guatr Tetkik Yöntemleri Nelerdir?
Şikâyetlerle birlikte guatrdan şüphelenildiği durumlarda hormon miktarını belirlemek için kan tahlili ve troid bezini incelemek için ultrason yaptırmak teşhis koymada yeterli olacaktır. Gerekli görülen durumlarda sintigrafi ve iğne biyopsisi de yapılmaktadır.

Guatr Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Guatr tedavisinde tiriod bezinin büyüklüğü ve tiroid hormonunun seviyesi önemli bir rol oynamaktadır. İyot eksikliği ile oluşan guatrda iyot  takviyesi yapılabilir. Bunun yanında tiroid bezinin küçülmesi içinuygun durumlarda  ilaç tedavisinin yanında radyoaktif iyot tedavisi de kullanılmaktadır. Radyoaktif iyot tedavisi genellikle tiroid bezinin aşırı hormon ürettiği durumlarda tercih edilmektedir. İlaç tedavisinin etkili olmadığı ve tiroid bezinin küçültülemediği durumlarda ‘’Tiroidektomi’’ adı verilen operasyonla tiroid bezi tamamen çıkarılır.

Guatr Hastaları İçin Yaşam Stili Önerileri
Guatr hastaları uygun görülen tedavinin yanında beslenmelerine dikkat etmelidir. Hastalıkla beraber alınan kilolar uygun diyet ve egzersiz programıyla verilmelidir.  Tuz kullanımında iyotlu tuzlar tercih edilebilir.

HİPOGLİSEMİ YAPAN 20 HASTALIK

Kan şekeri düşüklüğü müdahale edilmediği zaman hayati risk oluşturabilen önemli bir hastalıktır. Bu durumun farkında olup uygun önlemleri almak için farkındalık oluşturmak amacıyla şeker düşmesi yapabilecek durumları özetlemeye çalıştım.

1-İnsülin yüksekliği veya insülin direnci

2- Şeker hastalarında ilaçların fazla gelmesi veya insülin yapıldıktan sonra yemeğin yenmemesi veya geç yenilmesi

3-Alkol tüketimi

4-Aşırı çay-kahve tüketimi

5-Tiroidin az çalışması

6-Tiroidin fazla çalışması

7-Böbreküstü bezinden kortizol hormonun yetersiz salgılanması

8-Pankreasın kronik iltihabları

9-Pankreas kökenli kitleler (insülinoma)

10-Kanser hastalarında paraneoplatik olarak

11-Hipofiz yetersizliğine sebep olan hipofiz kitleleri veya boş hipofiz durumlarında

12-İlaçlar (pentamidin, kinin, kinidin, salisilat ,siprofloksasin, lityum, ace inhibitörleri, antidepresanlar)

13-Gebelik durumu

14-Yumurtalık kistleri (polikistik over sendromu)

15-Şeker metabolizmasında önemli olan enzimlerin eksiklikleri

16-Mide bypass cerrahileri sonrası

17-Kalp yetersizliği-böbrek yetersizliği ve karaciğer yetersizliği durumları

18-Otoimmün hipoglisemiler

19-Aşırı egzersizden sonra

20-Aşırı karbonhidrat tüketimi sonrası reaktif hipoglisemiler

Sağlıkla kalın.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

HORMONLARINIZA KULAK VERİN

Bu yazı Medicana Hastalıkta ve Sağlıkta dergisinde yayınlanmak üzere sorulan soruların cevabıdır.

En önemli hormonlar hangileri ve kısaca görevleri neler? İç salgı bezleri tarafından salgılanan kan yoluyla çevre dokulara ve organlara etki gösteren salgılara hormon denir . Temel olarak hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde hormonlar yapılır ve salgılanır. Bundan başka yağ dokusu, beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır. Vücudumuzdaki tüm hormonlar hipotalamus ve hipofiz bezi tarafından dengede tutulmaktadır. Hormonlar vücudumuzdaki yeme-içme, büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun dengeli görev yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir.

Bizi hormonlar mı yönetiyor? Hormonlar hayatımızı nasıl etkiliyor? Vücudumuzda hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder. Bu hormon salgılarındaki değişiklikler hayatımızı olumsuz etkileyecek durumlara yol açabilir.

Hormonlar kadınlar üzerinde erkeklere göre daha fazla mı etkili, neden? Hormon hastalıkları kadınlarda daha fazla görülür. Bunun sebebi kadınların her ay adet olmaları , menapoz ve doğum gibi hormonların salgısını değiştirecek durumların olmasıdır.

Hangi rahatsızlıklar hormonlarımızı olumsuz etkiliyor, hormonlarımızdaki dengesizlik hangi hastalıklara yol açıyor? Hormonlar çevresel ve ruhsal uyarılara çabuk adapte olurlar bunlardaki ufak değişiklikler hormon salgılarını etkiler. Hormon salgısındaki değişkliklerde vucudumuzda çok sayıda şikayete yol açabilir. Bu şikayetlerin başlıcaları; halsizlik yorgunluk, kilo alımı, adet dezensizlikleri, tüylenme artışı, büyüme gelişme bozukluğu, boy kısalığı, boyun aşırı uzaması, göğüslerden süt gelmesi vb. çok sayıda şikayete yol açabilir. Hastalıkların ismi organa göre değişir , başlıca hipofiz bezi bozukları, tiroid bozuklukları, paratiroid bez bozuklukarı, pankreas bozuklukları, şeker hastalığı, şeker düşmeleri, böbreküstü bezi bozuklukları, erkeklerde testis ve bayanlarda yumurtalık bezi ile ilgili hastalıkların çoğu hormonaldir.

Yaşam tarzımızın ve alışkanlıklarımızın hormonlarımız üzerinde ne gibi olumsuz etkileri olabiliyor? Özelikle kilo alımı ve yağ dokusunun artışı, hareketsizlik, egzersiz ve spor alışkanlığının olmaması, sıgara içimi, fast food tarzı beslenme, mısır şekeri ve katkı maddelerinin fazla olduğu rafine beslenme şekli, çevresel maruz kalınan endokrin bozucu çok sayıda madde (tarımda kullanılan ilaçlar, hormonlar vb ) hormon salgılarını olumsuz etkilemektedir.

Nasıl bir yaşam tarzı benimsemeli, nelere dikkat etmeliyiz? Sağlıklı beslenme alışkanlığının çocukluk döneminden itibaren eğitim müfredatına girmesi ve eğitimlerin verilmesi, egzersiz ve spor alışkanlığının edindirilmesi ve bunun için spor yapılacak alanların çoğaltılması, gıdalarda içindeki maddeleri gösteren etiket uygulaması, organik ve katkısız beslenmenin özendirlmesi önlem olabilir.

Konuyla ilgili özellikle vurgulamak istediğiniz başka noktalar var mı? Tedavi ile ilgili bazı durumları vurgulamak isterim. Hormon eksikliğinde temel olarak eksik olan hormon yerine konarak tedavi edilir. Hormon fazlalığı durumlarında fazla hormon salgısı yapan hücreler (adenom) cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra , kalan hücrelerin hormon salgısını engelleyen ilaçlar verilir. Hayati önemi olan hormon eksikliklerinde ilaçlar genelikle ömür boyu kullanılır. Bazı durumlarda kısa süreli ilaç tedavileri olabilir. Hormon ilaçları başlandıktan sonra belli periyotlarla ilacın etkisi kontrol edilir. Her ilaç için kontrol süresi değişkendir. Hastaların sık yaptığı hatalar İlaçlarını düzensiz kullanmak, aynı saatte almamak, tedavinin geçici olduğunu düşünerek bir süre sonra kesmek ve Doktor kontrolunde olmamaktır. Hormon ilaçlarının birçoğu ömür boyu kullanılır. Kendi başına hastaların doz ayarı yapmaması gerekir.

Doç.Dr.Fevzi BALKAN

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

PROBİYOTİK KULLANMAK İÇİN 10 SEBEP

 

Probiyotikler, besinlerle birlikte veya ayrı olarak alınan, bağırsaklarda mikrobiyal dengeyi sağlayarak konağın sindirim sistemini destekleyen, hastalık oluşturmayan  canlı mikroorganizmalardır. Bağırsak florasının obezite, diyabet ve metabolik sendromla ilişkileri ortaya çıktıkça bilgilerimiz artmaktadır. 

1-Viral orjinli ishaller

2- İrritabl bağırsak sendromu

3- Kronik kabızlığın bazı türleri

4- İnflamatuar bağırsak hastalıkları ( Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı)

5- Laktoz intoleransı

6- Astım

7-Besin allerjileri

8- İdrar yolu enfeksiyonları

9-Alerjik rinit

10-Obezite

İNSÜLİN HORMONUN 8 ETKİSİ

İnsülin hormonu şeker ve karbonhidrat ile savaşımızda ön saflarda savaşan önemli bir hormonumuz. Yediğimiz mis gibi kokan beyaz ekmek, simit, börek, çörek, mantı, pirinç ve tatlı gıdaların hepsi maalesef insülin hormonumuzun kan seviyesini zıplatmakta. Fazla insülin salgısının vucudumuza zaralı etkileri mevcut, bu durum insülin direnci olarakta bilinmekte ve şeker hastalığı başta olmak üzere çok sayıda hastalık ile ilişkili. İnsülin hormonun fizyolojik 8 etkisini aşağıda açıklamaya çalıştım.

1- İnsülin hormonu anabolik yani vucudu pozitif yapım yönünde etkileyen bir hormondur.

2-Şekerin hücre içine girmesine yardımcı olur.

3-Fazla aldığımız şekeri glikojen olarak karaciğerde depolar.

4-Yağ dokusu ve karaciğerde trigliserid depolamaya yardımcı olur, insülinin fazlası bu özellikten dolayı göbek yağlanması ve karaciğer yağlanmasına sebep olabilir.

5-Karaciğerde kolesterol sentezini artırır fazla insülin kolesterol düzeyini de yükseltir.

6-Protein sentezini artırıp, yıkımını azaltır. Bazı aminoasitlerin hücre içine alınmasını sağlar.

7-Potasyum, magnesyum ve fosfatın hücre içine girmesine yardımcı olur.

8-DNA, RNA VE ATP sentezini artırır.